|
|
Değerlerine Böyle Sahip Çıkan Bir Milletiz İşte!!!

BİRİNCİ ANLATIM
Yıl 1935 ‘tir. Atatürk, Türk tarih kuramının temelini oluşturan ‘ Türk Kavminin Ana Hatları’ isimli kitabın ayakları yere basmayan bazı bölümlerinin yeniden hazırlanmasını emreder. Osmanlı mimarisi bölümü, Sedat Hakkı Eldem’e havale edilir. Atatürk’ün başkanlığında Dolmabahçe Sarayı’nda toplanan Türk Tarih Kurumu Heyeti huzurunda, Eldem’in Mimar Sinan’ın büyük bir dâhî olmakla beraber Osmanlı kültürü içerisinde eserlerini ortaya koyduğunu söylemesi TTK Asbaşkanı Prof. Dr. Afet İnan’ı rahatsız eder. ( O sıralar Sokollu ve Mimar Sinan gibi kişilerin Rum ya da Ermeni olduğuna dair dedikodular epey yaygındır. ) İnan, Mimar Sinan hakkında etraflı bir çalışmanın yapılmasını ister. Etraflı çalışmadan kastedilen, ırk konusunda en güvenilir ölçü olduğu kabul edilen kafatasının ölçülmesidir. 1 Ağustos 1935 ‘te Mimar Sinan’ın Süleymaniye’deki mezarı açılır. Heyette yer alan Şevket Aziz Kansu, Sinan’ın kafatasının 89 – 90 ölçülerinde, yani Hiper – Brakisefal olduğunu rapor eder. Çıkan sonuç memnuniyetle karşılanır. Yani Mimar Sinan Ermeni veya Rum değildir, Türk’tür! Kafatası Antropoloji Müzesi’nde muhafaza edilmek üzere alıkonulur ve mezar kapatılır. Peki Sinan’ın kafatası şimdi nerededir? Daha önce de belirtildiği gibi Antropoloji Müzesi’ne kaldırılmıştır. Peki Antropoloji Müzesi nerededir? Böyle bir müze hiç olmamıştır ki…’’
Kültür Bakanlığı’nca öğretmenlere yönelik bir tamim çıkartılır ve eski mezarlardan çıkacak olan Selçuklu ve Danişmendoğullarına ait kafataslarını İstanbul’daki Antropoloji Müzesi’ne göndermeleri istenir (5 Ağustos 1935 tarihli Cumhuriyet Gazetesi). Aynı yıl Şevket Aziz Kansu, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Fiziki Antropoloji bölümünü kurar. Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen iskeletler ve kafatasları Kansu’nun başında bulunduğu bir heyet tarafından burada tetkik edilir.
Şevket Aziz Kansu Mimar Sinan, Abdülhak Hamit gibi Osmanlı döneminde yaşamış şahsiyetlerin kafatası tetkiklerini fasiküller halinde yayınlarken; Selçuklu Türkleri üzerindeki araştırmalar kitaplaştırılır. Devlet Basımevi tarafından 1937'de yayınlanan kitapta yüzlerce Selçuklu Türkü’nün kafatası ve iskelet tetkikleri yer alıyor. Kitabın 7. sahifesinde Haziran 1935 yılından itibaren başlayan çalışmaların bir çok soruya cevap teşkil ettiği kaydedikten sonra şöyle deniliyor: ‘Türk Tarih Kurumu’nun daima hayırlı ve güzel yardımlarıyla yapmış olduğum bu tetkik derhal söylemeliyim ki daha ilk bir adımdır. Oğuz—Selçuk Türkleri üzerine başlanan bu tetkiklerin devamı ve miktarca çoğalması ve Selçuklu mumyalarının da teşmil edilmesi lazımdır’.
Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, Kansu’nun kitapta belirttiği temennilerini doğruluyor. Konyalı’nın imzasıyla Sebil Dergisi’nde çıkan yazıda Kütüphaneler ve Müzeler Umum Müdürü Ahmet Tevfik’ten aktarıldığına göre Alaattin Camii’nin avlusunda bu türbenin içerisinde mumyalanmış Selçuklu sultanlarının cesetleri vardır. O dönemde bu mumyalar çıkartılıp incelenir, sonra da çuvallara doldurulup bir kenara atılır. Konyalı “Köpekler mumyaları sağından solundan çekiştiriyorlardı, ben gördüm” diyor.
Hacettepe Üniversitesi Fiziki Antropoloji öğretim görevlisi Prof. Dr. Metin Özbek bu araştırmaların daha çok İslam öncesi döneme ait olduğunu söylese de gerek Kültür Bakanlığı’nın bildirisi, gerekse Konyalı’nın anlattıkları bu dönemde birçok tarihi şahsiyetin mezarlarının açıldığının ‘aşikâr’ olduğunu gösteriyor. Aşikar olmayan ise Ankara’ya gelen iskelet ve kafataslarının tetkik bittikten sonra müzeye mi kaldırıldığı yoksa çıkarıldıkları yere mi defnedildiği. Bu sorunun cevabını somut bir örnek olarak Mimar Sinan özelinde ele almak gerekiyor.
Sermimaran-ı Hassa’nın ‘kafatası’ nerede?
Mimar Sinan’ın mezarının açılmasına giden yol 1930’da Cumhuriyet’in tarih ideolojisini kuran Türk Kavminin Ana Hatları isimli bir kitapla başlıyor. Kitap üzerinde bir çok tartışmalar olur. Bunun üzerine Atatürk, kitabın ‘ayakları yere basmayan’ bazı bölümlerinin yeniden müstakil monoğrafiler halinde hazırlanmasını emreder. Yıl 1935’tir. Osmanlı mimarisi bölümü Sedat Hakkı Erdem’e tevdi edilir. 29 Temmuz 1935’te Atatürk’ün başkanlığında Dolmabahçe Sarayında toplanan Türk Tarih Kurumu Heyeti, Sedat Hakkı Erdem’in ‘Osmanlı Mimarisi’ yazısını tartışmaktadır. Rıfkı Melül Meriç’in 1939’da hazırlayıp ancak 1965’te yayınlayabildiği “Mimar Sinan 1: Hayatı, Eseri” adlı çalışmasının önsözünde o günün TTK Başkanı Uluğ İğdemir’den naklettiğine göre Erdem Mimar Sinan'ın büyük bir dahi olmakla beraber Osmanlı kültürü içerisinde eserlerini ortaya koyduğunu söyler. Osmanlı—Koca Sinan ayrımı yapmayan bu yorum TTK Asbaşkanı Prof. Dr. Afet İnan’ı rahatsız eder. İnan, Mimar Sinan hakkında müstakil ve etraflı bir çalışmanın yapılmasını ister. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Fakültesi’nin önündeki Mimar Sinan heykeli bu toplantının eseridir. Mustafa Armağan Afet İnan’ın istediği çalışmaların biyolojik tetkiki içerdiğini de söylüyor.
Mezarı açılıyor...

1 Ağustos 1935’te Türk Tarih Kurumu Başkanı Hasan Cemil Çambel, Şevket Aziz Kansu ve Afet İnan’ın hazır bulunduğu bir heyetçe Mimar Koca Sinan’ın Süleymaniye’deki mezarı açılır. Kurun gazetesi o günkü izlenimlerle ilgili olarak iskeletin büyük kısmının zedelendiğini ama kafatasının sapasağlam durduğunu bize aktarıyor. Dolayısıyla tetkikler kafatası üzerine yoğunlaşmıştır. Şevket Aziz Kansu, raporunda Sinan’ın kafatasının 89—90 ölçülerinde yani HiberBrakisefal olduğunu belirtir. Gene 5—6 Ağustos tarihli Cumhuriyet ve Kurun gazetesine göre çıkan sonuç memnuniyetle karşılanır, kafatası Antropoloji Müzesi’nde muhafaza edilmek üzere alıkonulur ve mezar kapatılır. Buraya kadar yapılan ve devrin genel yapısını gösteren işlemler, millidevlet oluşumunda olağan görülmelidir belki.
İbrahim Hakkı Konyalı’nın 1948’de çıkarttığı ve Mimar Sinan’ın kökağacını incelediği kitapta ilginç bir anektot var. 1940’lı yıllarda restorasyon amacıyla Sinan’ın muhteşem eseri Süleymaniye Camii’nin gölgesindeki mütevazı mezarı açılır. Önceki gelişmelerden haberi olmadan mezarı açan heyet telaşa kapılır. Çünkü kafatası mezarda yoktur. Daha önce de belirtildiği gibi Antropoloji Müzesine kaldırılmıştır. Antropoloji Müzesi mi?.. Hiçbir zaman olmadı...
Kim bilir...
Başta Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Fiziki Antropoloji bölümü öğretim görevlileri olmak üzere görüştüğümüz onu aşkın antropolog bu ‘kayıp’ olayını ilk kez duyduklarını ve çok şaşırdıklarını söylüyorlar. Belki o dönemin gazetelerine yanlış yansımıştır, Antropoloji Müzesi değil de Etnoğrafya Müzesi ya da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde olabilir diye oralarda araştırıyoruz. Fakat sonuç değişmiyor: ‘Bizde yok, duymadık, görmedik...’ Prof. Dr. Metin Özbek yaşayan hiç bir antropoloğun bu olayı bilemeyeceğini, bilecek olanların hepsinin rahmetlik olduğunu söylüyor.
Peki Koca Sinan'ın kafatası nerede? 80'li yılların sonlarına doğru gerçekleştirilen Mimar Sinan yılında aktif görev alan kuruluşlardan birikisi bilebilir mi acaba?..
http://aksiyon.com.tr/detay.php?id=16322
İKİNCİ ANLATIM
Mimar Sinan. O sadece Osmanlı-İslam Medeniyeti'nin değil insanlık tarihinin yetiştirdiği en büyük mimarî dehalardandır. Fakat gelin görün ki bu dehanın mezarı, ırkçılığın cazibesiyle açılmış içinden kafatası çıkartılmış ve kaybedilmiştir."Nasıl olur?" dediğinizi duyar gibiyim. Ben de ilk duyduğumda benzer bir tepki vermiştim. Mustafa Armağan bu olayı anlattığı dostlarının gözlerini faltaşı gibi açıp : "Bu milli ayıbımızı lütfen yazma. Yetmişiki millete bir daha rezil olacağız yoksa" dediğini aktarır. Ve şöyle cevap verdiğini söyler: "Hayır rezil olmayacağız. Asıl bu işin peşini bırakıp gerçeği öğrenmedikçe ve kafatasının nerede olduğunu bulmadıkça insanlığın yüzüne bakamaz hale geleceğiz"(1)
Vakıa şudur: 1935 yılında Türk Tarihini Araştırma Kurumu'nun (Bugün, TDK) seçtiği bir heyet huzurunda Süleymaniye Camii' nin yanındaki türbesinden kemikleri çıkarılır Mimar Sinan'ın. Tabii geçen 350 yılın tesiriyle iskeletin büyük bir kısmı bozulmuştur. Dönemin ırkçı anlayışı uyarınca kafatası incelenir. Türk ırkının özelliklerine uyduğu anlaşılınca memnuniyetle mezar kapatılır. Ancak kafatası kurulacak Antropoloji müzesinde muhafaza edilmek üzere heyet tarafından alıkonulur.(2)
Mustafa Armağan'ın İbrahim Hakkı Konyalı'dan (3) naklettiğine göre, 1940'larda bu hadiseden habersiz olarak türbeyi restore edenler mezarı açtıklarında Mimar Sinan'ın iskeletinde kafatasının olmadığını görünce telaşe kapılırlar. Araştırma yapılır ama nerede muhafaza edildiği tespit edilemez. Koca Sinan'ın kafatası sırra kadem basmıştır.
Mustafa Armağan merak edip bu müzeyi araştırmış. Türk Tarih Kurumu yetkililerinin ve İstanbul Kültür Müdürlüğü'nün böyle bir müzeden haberi olmadığı gibi, Sinan'ın kafatasının kayıp olduğundan da haberi yokmuş.Daha sonra bir süre Prof. Kansu'nun odasında böyle bir müze oluşturulduğu bilgisine ulaşmış ama müzenin akibeti meçhulmüş. Armağan, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde olabileceğini söylüyor, Kansu'nun ve Afet İnan' ın çocuklarının yardımını umarak..
Üstelik bu şekilde mezarından kafatası çıkartılan yalnız Mimar Sinan değil. Mustafa Armağan'ın aktardığına göre 5 Ağustos 1935 günü yayınlanan Cumhuriyet Gazetesi'nde Kültür Bakanlığı tarafından öğretmenlere gönderilen bir genelge yayınlanır:
Eski mezarlardan çıkacak olan Selçuk, Danışmend oğullarına ait kafataslarını İstanbul'a Antropoloji Müzesi'ne göndermeleri…
Mustafa Armağan bu satırları aktardıktan sonra ekler:
" Başka bir deyişle bugün mevcut olmayan, kurulmadan kayıplara karışmış bu müzeye kimbilir kaç tane devlet büyüğümüzün kafatasları gönderildi? Ve bugün kimbilir neredeler? Toprağın üstünekilere sahip çıkmadığımız gibi ne yazık ki altındakilere de sahip çıkmayan bir garip milletiz vesselam!"
Her okuduğumda gülmekle ağlamak arası bir hâl aldığım bu hadise nasıl izah edilir, neye te'vil edilebilir bilemiyorum. Bildiğim birşey varsa o da, bu hadisenin çok çirkin ve bize dile kolay- 364 muhteşem eser bırakan Koca Sinan'a yapılmış çok büyük bir ayıp olduğudur. Armağan'ın söylediği gibi; Bir insanın sağlığında kafasını kesmekle öldükten sonra mezarından çalmak arasında ne gibi bir fark var?
Çok umudum yok gerçi ama inşaallah bir gün eğer bir yerlere atılıp parçalanmadıysa bir deponun köşesinde, bir sandıkta Mimar Sinan'ın kayıp kafatası bulunur da bu ayıbı temizleme şansımız doğar.
|
| |
|
Eklenme Tarihi: 2008/06/23 - 21:27 / Ekleyen: Mimar Sinan Webmaster
|
8888 sinan road, atatürk ile mimar sinan, atatürk mimar sinan, mimar, mimar ekibi, mimar kime denir, mimar nedir, mimar sina, mimar sinan, mimar sinan a mektup, mimar sinan biyografisi, mimar sinan camii, mimar sinan eserleri, mimar sinan forum, mimar sinan fotoğrafları, mimar sinan güzel sanatlar, mimar sinan güzel sanatlar fakültesi, mimar sinan hakkında, mimar sinan hakkında bilgi, mimar sinan hakkında bilgiler, mimar sinan hayat, mimar sinan hayati, mimar sinan hayati eserleri, mimar sinan hayatı, mimar sinan hayatı eserleri, mimar sinan heykeli, mimar sinan kimdir, mimar sinan konservatuar, mimar sinan lisesi, mimar sinan neden büyüktür, mimar sinan nın hayatı, mimar sinan resimleri, mimar sinan resmi, mimar sinan selimiye, mimar sinan selimiye camii, mimar sinan türbesi, mimar sinan universitesi, mimar sinan vikipedi, mimar sinan üni, mimar sinan üniversitesi, mimar sinan üniversitesi güzel sanatlar, mimar sinan üniversitesi güzel sanatlar fakültesi, mimar sinan üniversitesi resimleri, mimar sinan ünv, mimar sinan ın eserleri, mimar sinan ın hayatı, mimar sinan ın hayatı eserleri, mimar sinan ın yaptığı eserler, mimar sinana, mimar sinana mektup, mimar sinanin eserleri, mimar sinanin hayati, mimar sinanin hayati eserleri, mimar sinanin hayatı, mimar sinanın, mimar sinanın biyografisi, mimar sinanın eseri, mimar sinanın eserleri, mimar sinanın eserlerinin resimleri, mimar sinanın hayat, mimar sinanın hayati, mimar sinanın hayatı, mimar sinanın hayatı eseri, mimar sinanın hayatı eserleri, mimar sinanın hayatı esrleri, mimar sinanın hayatı kısa, mimar sinanın hayatı vikipedi, mimar sinanın hayatı yaptığı eserler, mimar sinanın kısaca hayatı, mimar sinanın mektubu, mimar sinanın yaptığı eserler, mimar sinanın yaşamı, mimar sınan, mimar sınanın hayatı, mimarsinan, mimarsinan atatürk, mimarsinan eserleri, mimarsinan kimdir, mimarsinan üniversitesi, selimiye cami, selimiye camii, selimiye camisi, selimiye camisi nerede, sinan, sinan göker, sinan perfume, sinan sakic, sinan vllasaliu, süleymaniye camii, süleymaniye camisi, teknoloji tasarım, şehzadebaşı cami, şehzadebaşı camii, mimar sinan, hayatı, eserleri, süleymaniye, selimiye, camii, selimiye camii, süleymaniye camii, mimar sinan'ın hayatı, Mimar sinan eserleri, mimar sinan hayatı, blue mosque
88