LÜLEBURGAZ SOKULLU
MEHMET PAŞA KÜLLİYESİ, HADİM İBRAHİM PAŞA CAMİİ VE SİNAN
PAŞA CAMİİ

Lüleburgaz'da,
cami, medrese, sıbyan mektebi, kervansaray, arasta ve
hamamdan oluşan ve Sinan'ın önemli eserlerinden biri olan
Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi 1549-1569 yılları arasında
inşa edilmiştir.


Külliyenin camisinde, kubbenin dört köşesinde yer alan dört
fil ayağı, şehzade ve Süleymaniye camilerinde olduğu gibi,
kubbeden bağımsız güçlü birimler olarak tasarlanmıştır.
Merkezî kubbe kitlesinin iki yanına ilave edilerek cami
planının enine genişlemesini gerçekleştiren sahınlarda yer
alan kadınlar mahfeli, Mihrimah Sultan Camii'nin
(Edirnekapı-1560) planını hazırlarken, cami-medrese ilişkisi
de Kara Ahmet Paşa (Topkapı-1554) ve Mihrimah Sultan cami
medrese avlularının geniş ortamının ilk adımlarını teşkil
eder.

Alçak, narin
sütunların üzerinde baklavalı sütun başlıklarının taşıdığı
geniş sivri kemerlerden oluşan medrese avlusu revaklarını
iri, yayvan kubbeler örtmektedir. Medrese ve kervansaray
arasında iki yöne doğru uzayan arasta bulunur.

Lüleburgaz Sokollu
Mehmed Paşa Külliyesi
Günümüze önemli yapı kayıplarıyla ulaşan Lüleburgaz Sokollu
Mehmed Paşa Külliyesi, güney ve batıdan Koca Sinan
Mahallesi, kuzeyden İnönü Caddesi (Hükümet Meydanı), doğudan
ise İstanbul Caddesi ile çevrilidir. Dolayısıyla bugün
şehrin tam merkezî yerinde olup, çevresi yol, konut, işyeri
ve kamu yapıları ile kuşatılmıştır (Müderrisoğlu, 1993).
Orjinalde mevcut yapıların alanları ile birlikte, yaklaşık
40.000 m²’lik bir sahayı kapladığı kabul edilen külliyenin
yer seçiminde, hangi etkenlerin rol oynadığı kesin olarak
bilinmemekle birlikte, günümüze çok küçük bir bölümü
gelebilmiş olan bizans surlarının hemen dışı, külliye alanı
olarak belirlenmiştir (Müderrisoğlu, 1989).


Lüleburgaz’da bir menzil külliyesi olarak inşa edilen, Sinan
ekolüne ait Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi, yolla çakışık,
arasta eksenli bir kuruluşa sahiptir. Fonksiyonel yapılar,
Külliye bütününde önemli bir merkez olan Dua kubbesi’ne
açılır. Bu nedenle külliyede, arasta eksenine dik olarak
kıble ekseni üzerinde yer alan cami kadar, hatta ondan daha
fazla, Dua Kubbesi’nin hakimiyetinin algılandığını söylemek
mümkündür. Dolayısıyla cami üzerinde bir kitabe mevcut
değildir. Ancak cami avlusunun Dua Kubbesi altına açılan
kapısı üzerinde h. 977 / m. 1569-70 tarihli, cami ve
medreseye ait kitabe yer alır (Cezar, 1985).

Cami ve şadırvanlı avluyu çevreleyen medrese, ayrı bir blok
olarak yalnız kuzey cephesiyle, arasta ve Dua Kubbesi ile
bütünleşmiştir. Plan itibariyle dış revak, camiyi medrese –
avlu bütünlüğünden ayırmış, bunu avlunun iki yanın-daki
kubbeli giriş hacimleriyle güçlendirmiştir. Böylece “U”
planlı revaklı medrese mekânları ile şadırvanlı avlu bir
bütün oluştururken, avlunun kıble kenarında dış revak ve son
cemaat yerine sahip cami, Şekil 1’de görüldüğü gibi, bu
unsurlara hakim olarak yer almıştır (Baltacı, 1976).

Lüleburgaz Sokollu Mehmed Paşa Camii’nde oran strüktür
ilişkisi
Camide, statik problemlerin, dış konturlarıyla kare plan
yorumu içinde çözümlendiği anlaşıl-maktadır. Mihrap eksenine
dik gelişen kareye yakın dikdörtgen planlı cami iç mekânının
ölçüleri 17.60 x 15.82 m.’dir. Yaklaşık 12.35 m. çaplı
kubbenin örttüğü, kare planlı orta mekânın alan ölçüleri ise
12.55 x 12.55 m.’dir. İç mekân zemininden kilit taşına kadar
olan yüksekliği 18.26 m., etek yüksekliği ise 12.25 m. olan
kubbe, dört yönde kilit taşı yükseklikleri 11.24 m.’ye
ulaşan kemerlere pandantiflerle oturur. Kemer açıklıkları
12.23 m.’dir ve kubbe yükünü köşelerde, 4.25 m. boyundaki
payelere aktarır.
Güneyde, mihrap duvarının iki ucunda yer alan payeler, cami
kütlesinden dışarıya, güney yönünde belirgin bir biçimde
taşma yaparken, iç mekânda yan sahınların derinliklerini de
içine alacak biçimde ve kompozisyon bütünlüğünü bozmayacak
şekilde, güney beden duvarını iki yana doğru genişletirler
(Aslanapa, 1986). Kuzey beden duvarında ise, batı ucundaki
minare kaidesi ve doğu ucundaki üst kat mahfiline ulaşımı
sağlayan merdiven kovasının bulunduğu çıkıntı ile bütünleşen
payeler, mahfil katı zemini ile aynı kottaki kemer başlangıç
seviyesine kadar iç mekânda yükselirler.

İç mekânda, kubbe yükü, kare plan bütünlüğü içinde, derin
kemerlerle, dört köşede yer alan güçlü köşe payelerine
aktarılır. Doğu ve batı beden duvarları boyunca uzanan iki
yan galeri, kubbeden aktarılan yükü taşıyan bu payeleri,
sütun – kemer ve tonoz bütünlüğü ile, bir kiriş gibi
birbirilerine bağlar. Bir diğer deyişle galeriler, yapının
statik problem çözümünde, kubbe yükünün karşılanmasına aktif
olarak katılırlar. Bunu diğer Sinan camilerinde de görmek
mümkündür (Zal Mahmud Paşa, Rüstem Paşa, Kılıç Ali Paşa
Camii, Silivrikapı Hadım İbrahim Paşa, Tokat’taki Ali Paşa
Camii gibi).

Aynı durumun, kuzeydeki giriş mekânı ve iki yanında yer alan
derin eyvanımsı hacimlerin üzerindeki galeri için de söz
konusu olduğunu görürüz. Burada ayrıca minare kaidesi ile
galeriye çıkan merdiven kovasının yer aldığı paye sisteminin
bir bütün olarak, yapının ana strüktür sistemi içinde,
statik çözümlemeye katıldığını düşünmek gerekir. Bu
düşünceyi doğrulayan en önemli husus; mahfil şeklinde
düzenlenen bu yan galerilerin boyutlarıdır. Yukarıda da
ölçülerini verdiğimiz iç mekân boyutlarına göre oldukça
büyük olan bu galerilerin derinlikleri 2.60 m., uzunlukları
ise 12.23 m.’dir. Buna göre her bir galeri 31.8 m² olup,
toplam 95.40 m²’lik bir alanı kaplamaktadırlar ki bu, 278.43
m²’lik mekân alanının neredeyse 1/3’üdür. Cami iç
mekânındaki bu fonksiyonel mimari unsurların
boyutlandırmalarında, sadece yer kaygısının olduğunu
söylemek pek mümkün değildir.

Cami yapısının mekânsal bütünlüğünde, üç yönde dolanan
galerilerin statik probleme katkıları kaçınılmazdır. Bu
galeriler, hacimsel bütünlük içerisinde zorunlu olarak yer
almalarının yanı sıra, aynı zamanda iki ayrı cinsin ibadeti
için de alan oluştururlar. Diğer taraftan fonksiyonel olan
ve yapı bütünlüğü içinde statik görevi olmayan müezzin
mahfili ise, bağımsız işlevsel organ olmasına karşın,
yapının hacimsel bütünlüğünde orantılı olarak yer almıştır.
3.46 x 4.58 m. ölçülerindeki mahfil zemini, 2.21 m.
yüksekliğinde olup, galeri kotundan daha alçak tutulmuştur.
Mahfilin, galerilerin aksine yapının ana strüktüründen
bağımsız oluşunun bir göstergesi de, insanî boyutlardaki
ölçülere sahip olmasıdır. Dolayısıyla yapıda iç mekâna
girildiğinde, tanıdığımız bu unsurların boyutsal açıdan
birbirileri ile nasıl dengeli bir biçimde yer aldığı açıkça
görülmektedir.

İç mekânda, kubbe altındaki hacimsel bütünlük iki katlı
olarak düzenlenmiş, ancak bu düzenleme, statik problemin
yani kubbe yükünün karşılanması için gerekli olmuştur.
Mekân, zemin kotundan başlayan yükseklikte kubbe kilit taşı
yüksekliğinin kare köküne eşit olan 4.25 m.’de, içte bir kat
olarak mahfil bölümlenmesini ortaya koyuyor ki, bu ölçü aynı
zamanda paye yüksekliği ile kemer başlangıç seviyesidir ve
bize ilk katın üst bitimini vermektedir
Bunun üzerinde, dış duvar çeperlerine kadar kemer içi
boşlukları, bir üst mekân duygusunu verirken, yükü azalan
duvarlarda duvar kalınlığı incelmiş, dolayısıyla mihrap
duvarı ile kuzey duvarının yanı sıra, özellikle yan beden
duvarlarında sık pencere dizileri yer almıştır. Böylelikle
de, iç mekânın aydınlanma sorunun çözümü sağlanmıştır.
Bir üçüncü hacimsel boşluk ise, yarı küresel kubbenin iç
boşluğu olup, ilk katta galerilerle daralıp, mahfil katında
ise kemerlerle genişleyen hacim, bu kubbe boşluğu ile kilit
taşında toplanır.

Cami iç mekânında, statik problemin çözümü, yukarıda, daha
önce belirttiğimiz şekilde yansırken, dışta cami
bütünlüğünde problemin çözümü, üst yapı kuruluşuna
yansımıştır. Dört yönde atılan yüksek kemerler, cephelere
profilli silmelerle sınırlı, kademeli alınlıklar olarak
yansımış ve bu unsurlar, kubbe kasnağına kadar
yükseltilmiştir. Gene yapının bütününde, dört köşede yer
alan güçlü payeler, iç mekânda ağır kütleleriyle
hissedilmezken, dışta, çokgen kuruluşlu olarak yükselen ve
kubbeciklerle örtülü ağırlık kuleleriyle ifade
edilmişlerdir. Böylece üst yapı strüktürü, yapının
cephelerinde birbirine paralel iki yay ile ve estetik bir
anlayışla yansıtılmıştır.
Yapıda cepheleri tek tek ve kısaca ele alırsak; en hareketli
görünüme sahip olan kuzey cephesi, son cemaat yeri ve dış
revakın yanı sıra yukarıda da belirttiğimiz gibi, kademeli
askı kemerleri, çokgen biçimli ağırlık kuleleri, ve
onaltıgen kasnaklı sağır tipte ana kubbe ile oluşturulan
piramidal çözümleme ilgi çeker. Caminin doğu ve batı
cepheleri, sivri askı kemerlerini içine alan üç sıra farklı
pencere düzenlemesiyle oldukça simetrik bir görünüm
yansıtır. Bu cephelerde dış revakın, yapı gövdesinden dışa
taşarak, yanlarda kapalı bir duvar ile sona erdiği görülür.
Güney, düzenleme açısından en sade cephedir. Bu cephede de,
askı kemer içinde üçgen bir düzenleme oluşturulmaya
çalışılmıştır (Erzen, 1981).

Yapının kuzey beden duvarı boyunca uzanan 23.11 m.
uzunluğunda ve 4.70 m. derinliğindeki son cemaat yeri beş
bölümlü olup, yan kanatlar kubbe, girişteki birim ise aynalı
tonoz ile örtülüdür. Yükseltilmiş yan kanat zemininden,
kilit taşı yüksekliği 9.10 m. olan kubbeler pandantiflerle
7.10 m. yüksekliğindeki kemerlere oturur. Revak örtüsünü,
başlık ve kaideleri dahil 5.00 m. yüksekliğindeki, mukarnas
başlıklı sütunlar taşır. “U” planlı dış revak, üç yönde
çevrelediği son cemaat yerinin revak ekseni üzerinde ikişer
kubbe ile, ön tarafta da tek yönde eğimli çatı ile
örtülmüştür.
Kubbeleri taşıyan sütunların boyutları, son cemaat yeri
revak sütunları ile aynıdır. Yan kanat zemini ile dış revak
zemini arasındaki kot farkı, bu sütunları yüksek kaidelere
oturtarak giderilmiştir. Dış revak avluya, baklavalı
başlıklara sahip sekiz adet sütunlu - kemerli revak ile
açılır.
Caminin medrese ile organik bütünlük içerisinde paylaştığı
(49.20 x 35.30) m. ölçülerinde dikdörtgen planlı avlunun
diğer üç yönünü çevreleyen revaklar ile, dış revak aynı
derinliğe sahiptir (4.50 m.). Avlu revaklarında kubbe
yüksekliği 6.88 m., kemer yüksekliği 4.80 m., sütun
yüksekliği de 2.82 m.’dir. Bu veriler alınan tüm ölçülerin
aritmetik ortalamasıdır.

Sonuç
16. yüzyıl boyunca Mimar Sinan ekolünün ortaya koyduğu
anıtsal cami yapılarında, kullandığı ana plan şemalarından
birinin ve en önemlisinin kare olduğu, bu kare plan yorumu
içinde merkezî kubbeyi taşıtacak statik sistemi, hiç yüzey
alanı kaybetmeden ve işlevsel unsurlara hacimsel bütünlük
içinde algılanabilen ölçüler vererek kullandığı ve en
önemlisi bunu, Lüleburgaz Sokollu Mehmed Paşa Camii’nde,
başkentten uzak menzil külliyesinin en önemli yapısı olan bu
camide de aynı titizlikle uyguladığı anlaşılmaktadır.
Sinan'ın aynı dönemde gerçekleştirdiği Hadim İbrahim Paşa
Camii (Silivrikapı) kübik kaide üzerindeki tek kubbesiyle,
küp ve küre gibi aslî unsurlardan oluşan, Edirne Bayezid,
Sultan Selim (İstanbul) ve Firuz Ağa (İstanbul) gibi 15.
asrın ikinci yarısına ve 16. asır başlarına ait camilerin
sade mimarisini devam ettirir. İbrahim Paşa Camii, bu
yapılardan yeni ölçüleri, daha yüksek bir kaide üzerine
oturan kubbesi, taş tuğla duvar yapısı, duvarlar üzerinde
yer alan yüksek, iri pencerelerin sivri armudî pencere
boşlukları ve son cemaat yerindeki armudî kemerlerin
yükselen boşluklarıyla oluşan şakulî, canlı, hareketli
ifadeyle ayrılır. Bu yapıdaki tek kubbe tercihi ile Selimiye
arasındaki ifade yakınlığı, Sinan'ın sanat iradesinin
bütünlüğüne işarettir.

1553'de Sinan'ın, Sinan Paşa için İstanbul Beşiktaş'ta,
Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi yakınında inşa ettiği
külliye, cami, medrese ve hamamdan teşekkül ediyordu.
Külliye'nin cami ve medreseden oluşan yapı grubu, muhtemelen
Barbaros Türbesi gibi o zaman denizin hemen kıyısında, karşı
karşıya yer alıyordu.

Sinan Paşa Camii'nin
önemli bir özelliği, merkezî kubbenin altıgen bir kasnak
üzerine oturtulması, iki yana genişletilmiş caminin sağ ve
sol yanlarının ikişer kubbeyle örtülmesi ve Üç
şerefeli Camii planına benzeyen planıdır. İbrahim Paşa
Camii'nde olduğu gibi Sinan Paşa Camii dış duvarı da
taştuğla sıralarından müteşekkildir. Sinan Paşa Camii'nin
Edirne Üç şerefeli Camii duvarlarına göre daha yüksek olan
deniz cephesi duvarı, zemin kat seviyesinde, dikdörtgen,
beyaz, mermer süve başlıkları ve sivri armudî kemerlerle
korunan bir pencere dizisiyle oluşturulmuştur.

Sinan bunu çok
sonraları Zal Mahmud Paşa Camii'nde de uygulayacaktır. Ufkî
taş tuğla duvar dokusunun bu karakteri içinde, iri zemin kat
pencere dizisi üzerinde, yüksek ve armudî sivri kemerli bir
ikinci pencere dizisi yer almaktadır. İki yan ve ana kubbe
akslarında yuvarlak pencereler ve mihrap üzerinde de yine
bir armudî sivri kemerli pencere yer almaktadır. Tuğla taş
duvar dokusunun ufkî karakteri ile tam bir şakulî ifadeye
sahip pencere dizilerinin karşıtlığı, Sinan'ın mimarisinde
pek çok defa karşılaşılacak bir özellik olup
"her şeyin karşıtı ile kaim olduğu"' şeklindeki İslâmî
kuralın bir yansımasıdır.

Yüksek bir kasnak üzerinde yer alan merkezî kubbe,
yanlarında alçak, sekiz köşeli kasnaklar üzerinde ara
kubbeler, yan dış alanlarda da yan kubbeler yer almaktadır.
Yapı kitlesinin yüksekliği ve pencere düzeni, İbrahim Paşa
Camii'ni hatırlatırken, kubbekaide ilişkisi Sinan'ın şehzade
ve Süleymaniye'de geliştirdiğinin aksine, kubbeler sistemini
etkisiz kılan bir orandadır. Binanın bu dış etkisine
karşılık, merkezî kubbeyi yan sahınlardan ayıran altı köşeli
ayakların ve kemerlerin narinliği, dışa yönelik kubbelerin
itme güçlerini karşılamak üzere mihrap cephesinde duvarın
kalınlaştırılması, giriş cephesinde ve yan cephelerde,
Süleymaniye'nin aksine, destek ayaklarının içe dönük yapısı,
arayışın yönü bakımından Sinan Paşa Camii'ni İbrahim Paşa
Camii'ne benzer kılmaktadır. Caminin tepe pencerelerinin ve
son cemaatmedrese avlusu revaklarının sivri armudî
kemerlerle gerçekleştirilmesi, Sinan'ın, bu tipte kemerle
oluşan ve âdeta boşluğun duvarı bölerek yükselme iradesini
yansıtan biçim ifadesine özel bir bağlılık duyduğunu
göstermektedir.
