|
|


1568-1575
Camii
yapımında 14000 işçi ve 400 kalfa çalışmıştır.
Camii
külliyesiyle birlikte 22000 metrekarelik alanda kuruludur.
Mimar
Sinan Selimiye camii kıblesini tayin etmeye çalışırken
epeyce çalıştı. Çalışmalar sürerken yanında bir Pir-i Fani
belirdi. Kendisine yanlarında duran mermeri göstererek
"ey Mimarbaşı şu mermerin üstüne çık biiznillah kabeyi
göreceksin" dedi. Mimar Sinan Mermerin üstüne çıktığında
kıbleyi gördü...
Edirne'nin
neresinden girilirse girilsin gözleri ihtişamıyla selimiye
karşılar...
Sinan'ın
kendi anlatımıyla devam edelim...
“Sultan Selim Han,
Edirne'yi çok severlerdi. Bu şehirde büyük bir cami
yaptırmak arzu ettiler. Bana ferman buyurdular ki, "Rüzgârda
misali olmaya". Edirne'ye gidip çalışmaya başladım.

Caminin dört minaresini kubbenin dört tarafına oturttum. Her
birine üçer şerefe yaptım. İki minaresinin üçer merdiveni
vardır. Çıkanlar birbirini görmezler. İlk merdiven birinci
şerefeye, ikinci merdiven ilk iki şerefeye, üçüncü merdiven
ise üç şerefeye birden açılır.

Edirne'de benim camiîmden
evvel en büyük cami üç şerefeli idi. Minaresi azametli ise
de, kuleye benziyordu, gayet kalındı.

Sultan Selim Camii'nin minareleri ise hem naziktir, hem de
üçer yolları vardır. Ki, bu kadar ince minarede üç yol
yapmanın gayet müşkül olduğunu aklı başında olanlar anlar.
Kubbesi de pek azametlidir. Yapılırken herkes, "Daire-i
imkândan hâricdir" deyu dedikodu yapmışlardı. "Ayasofya
kubbesi gibi kafirlerin mimar geçinenleri, Müslümanlara
galabemiz vardır" derlerdi. "O kadar büyük kubbe oturtmak
gayet müşküldür" dedikleri, bana dert olmuştu.

Sultan Selim Camii'ni yaparken, Allah'ın yardımı ve Sultan
Selim Han'ın arzusu üzerine kubbesini Ayasofya kubbesinden 6
arşın boydan, 4 arşın derinlikten ziyade eyledim"
Zehî Sultan-ı âdil Şâh-ı devrân
Şeh-i âlem Selim Han bin Süleyman
Edirne şehrine kıldı nazar o!
Kodu hayr ile âlemde eser ol
Bu âlî camii ol kıldı bünyâd
Cihan durdukça ola hayr ile yâd
Nezâket dikkat ü hem resm-i hey'et
Muhassal hatm olubdur onda san'at
Direksiz kubbenin altında el-hak
O kubbe oldu bir tab-ı muallak
"Ayasofya gibi kubbe asla yapılmaz"
Bahs eder hep cümle dünyâ
Bu âlî kubbe andan oldu a'zâm
Kalanın bilmezim Allahü a'lem”

Buradan çıkarılacak iki sonuç vardır. Birincisi sağlam bir
dini terbiyenin getirdiği şuurlu iman diğeri ise iradeli ve
tutarlı bir meslek iddiası.

Kanuni Sultan Süleyman'ın vefatından (1566) sonra tahta
geçen II. Selim, babasının inşa ettirdiği Süleymaniye
Külliyesi'ne eş değerde bir eserin öncelikle İstanbul'da
inşa edilip edilemeyeceğini incelettikten sonra, caminin
Osmanlı Devleti'nin bir önceki başkenti Edirne'de
yapılmasının uygun olacağına karar vermiş olmalıdır. Bu
kararda muhtemelen, 1560'larda İstanbul'da tek uygun yer
olarak gözüken ve daha sonra 1609-1616 yıllarında üzerinde
Sultan Ahmet Camii'nin inşa edildiği Hipodrom bölgesinde
Sokullu Mehmet Paşa ve Rüstem Paşa saraylarının mevcut
bulunması rol oynamıştır.

II. Selim'in, yaptıracağı
camiye yer açtırmak amacıyla iki kıymetli devlet adamına ait
yapıları, özellikle Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'nın
sarayını yıktırması düşünülemezdi. Sinan'ın 1566-1568
yılları arasında Selimiye'nin yerini ve mimarî tasarım
sistematiğini belirlemek için ciddi bir hazırlık yaptığı
anlaşılmaktadır. Selimiye'nin oluşumuna yön veren birikimi
yanında, yerin özellikleri ile mimarinin ruhunu bağdaştırmak
Sinan'ın tasarımında tayin edici bir etken olmuştur.




|
|

1360'da fethedilen ve 1367'de başkent
yapılan Edirne, 1516. asırlarda Tunca Nehri ile tepenin en
üstünde bulunan İçkale arasında büyümüş ve bu gelişmenin
gereği olarak da Eski Camii (1402), Üç Şerefeli Camii (1447)
gibi önemli iki yapı İçkale sınırlarının hemen dışında inşa
edilmişti. Selimiye'nin üzerinde yer aldığı İçkale'nin
güneydoğusunda Muradiye (1436), İstanbul yolundan Edirne'ye
girişte Ayşe Kadın Camii (1468), İstanbul Edirne yolu
civarında İçkale'yi doğu yönünde çevreleyen mahallelerin
arasında da Rüstem Paşa Kervansarayı yer alıyor, kervansaray
Eski Camii ile Üç Şerefeli Camii'nin belirlediği şehir
merkezine hizmet veriyordu.

II. Bayezid Külliyesi (1484-1488) ise
Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'a ve Avrupa'ya düzenlediği
seferlerin başlangıcında ordunun topluca namaz kıldığı,
nehre yakın düz alanda inşa edilmişti. Tunca Nehri'nin karşı
yakasındaki Edirne Sarayı'na padişah ve şehzadeleri rağbet
ediyor ve sıklıkla kullanıyorlardı.

Bu yerleşmeler bütünlüğü
içinde, Sarayiçi'nden, Muradiye Camii'nin üzerinde yer
aldığı Kıyık Tepe ve civarındaki mahallelerden, Bayezid
Külliyesi yöresinden, nehir kıyılarından, köprülerden,
İstanbul'dan ve diğer yönlerden Edirne'ye ulaşan yollardan
görülebilen, şehre ve çevreye hakim İçkale'deki merkezî
konumu ile Selimiye, Tunca nehri boyunca ilerlendikçe
konutların zaman zaman sakladığı ihtişamlı mimarisini aniden
yeni vecheleriyle sunacak şekilde inşa edilmişti. Balkanlar
ve Trakya'nın düzlükleri arasında Tunca ve Meriç
nehirlerinin çevrelediği tepe üzerindeki Edirne şehrinin
kucakladığı caminin biçimi, bu konumuna uygun olarak merkezî
karakterlidir. Cami, bütün Türk-Osmanlı ev mimarisinde
olduğu gibi, yukarıdan aşağıya doğru inen bir konstrüktif
çözümlemeyle namaz kılma düzeni ve çevre verileri göz önünde
bulundurularak tasarlanmıştır.

İstanbul Sultan Selim, Bayezid ve Süleymaniye camileri,
padişahların kılıç kuşanma, bayram namazı kılma ve ecdad
mezarlarını ziyaret gibi vesilelerle şehre çıktıklarında
takip ettikleri yollar üzerinde, manevî temellere dayalı
merasimler sisteminin gereklerine uygun olarak
sıralanmıştır. Selimiye Camii de İstanbul'dan Edirne'ye
yaklaşan düz yolda 20 km uzaktan muhteşem kubbeleri ve
minareleriyle şehrin sembolü olarak görülebilecek ve yolun
her alçalıp yükselişinde kâh kaybedilip kâh yeniden fark
edilerek çeşitli noktalardan ve saraydan seyredebilecek
şekilde yerleştirilmiştir.

Selimiye Camii, Osmanlı
mimarisi ve Sinan hakkında yapılan çalışmalarda, üstünde en
çok durulan eserdir. Ancak genellikle mimariyi bir plan
şeması meselesine indirgeyen veya belirlenmiş bir gelişim
sürecinin sonunda ulaşılmış şâhika olarak tek boyutlu
değerlendirme yanlışından ötürü Sinan mimarisinin meseleleri
anlaşılamamıştır.
 
Selimiye'yi anlayabilmek için Edirne'nin başkent olduğu
dönemde (1367-1453) vücuda getirilmiş eserlerin hangi
özellikleriyle ona yön verdiklerini, Sinan'ın ilk
eserlerinden itibaren vücuda getirdiği yapılarla kazandığı
bilgi, duyarlılık ve tecrübeyi Selimiye'ye nasıl aktardığını
açıklamak, Selimiye Camii'ni ustalık çalışması olarak
tanımlayan Mimar Sinan'ın bu eseriyle çıraklık dönemi ürünü
saydığı şehzade Mehmed Camii'ni ve kalfalık dönemi ürünü
saydığı Süleymaniye'yi hangi yollarla aşmış olduğunu
araştırmak gerekir.

Edirne'de Sinan'ın
mimarisine göre belirgin farklılıklar gösteren yapı, Eski
Camii'dir. Kalın, az pencereli sağır çevre duvarının içinde
kalın kesitli ayakların taşıdığı geniş ve sakin kemerler
üzerindeki 9 kubbenin örttüğü yapı, bu özellikleriyle
Yıldırım Bayezid'in inşa ettirdiği Bursa Ulu Camii gibi,
bulunduğu yerde sonsuza kadar var olacakmışcasına zemine
bağlanmış, bir sembol olarak İslâm dünyasında benzeri az
olan bir kalıcılık ifadesinin mimarideki tezahürüdür.

Edirne Muradiye, Bursa
Yıldırım ve Yeşil camileri gibi yamacın yüksek bir noktasını
tezyin ederek yer alan Bursa tipi cami plan ve mimarisinin
bir devamı olan Üç Şerefeli Camii ise Osmanlı mimarisinin
etkileyici yeni bir adımı ve üzerinde durulması gereken bir
şaheseridir. Üç Şerefeli Camii, minaresi ve minare etrafında
dolanarak yükselen koyu kırmızı ve beyaz burmaların
benzersiz biçim gücü ve sona erişlerinin keskin
geometrisiyle Eski Camii geleneğinin devamıdır. Üç şerefeli
Camii'nin önemli olan yönü, kare plan üzerinde kubbeden
oluşan ilk Osmanlı cami tipinden Bursa 'T' planlı cami
tipine geçiş gibi, o zamana kadar benzeri olmayan bir
gelişmeye ortadaki büyük kubbenin iki yanında ikişer küçük
kubbeyle ve bu kubbeleri taşıyan iki ayak yardımıyla İslâmî
ibadet şeklinde önemli olan saf düzeni için gereken
enlemesine genişleyen mekânı oluşturmasıydı.

Edirne'nin Osmanlı
mimarlığına bu üç önemli katkısını takiben, II. Bayezid
Külliyesi, insanî ölçeği ile azla yetinmenin erişilmez
sadelik, yücelik ve tezyinîliğini bir araya getirmiştir.
Zarif, nadide birimleri ile Edirne Sarayı, Tunca ve Meriç
üzerindeki köprüler Edirne'nin hayatını biçimlendiren diğer
önemli noktalar olarak zikredilmeye değer eserlerdir. 17.
asır sonuna kadar ticarî gemilerin Meriç nehri üzerinden
ulaştığı işlek limanlardan olan Edirne, zengin bir ticaret
ve üretim beldesi, eski bir başkent ve geliştirdiği özel
başarılarla zaman zaman İstanbul'u aşan bir kültür ve sanat
merkezi olarak Osmanlı Devleti'nin diğer odak noktalarının
ilerisindeydi. Sinan, Edirne'nin birçok defa İstanbul'a
kültürel gelişme yolunda öncülük ettiği gerçeğinin
bilinciyle burada nasıl bir mimarî vücuda getirmesi
gerektiği hususunu özellikle düşünmüş olmalıdır.


|
|


Sinan'ın ilk eseri olarak orijinal şekliyle kare plan
üzerindeki tek kubbenin altında enine genişleyen Haseki
Camii, Silivrikapı Hadim İbrahim Paşa Camii, Edirnekapı
Mihrimah Sultan Camii ve Rüstem Paşa Camii hatırlanırsa,
Selimiye'de merkezî kubbeli bir yapıyı gündeme getirmiş
olması yadırganmaz.

Önemli olan husus,
Selimiye'nin merkezî kubbesini neden sekizgen bir trompun
üzerine, tromplardan yararlanarak ve Rüstem Paşa Camii'nde
olduğu gibi, sekiz ayağın dördünü giriş ve mihrap
duvarlarıyla bütünleştirip sağ ve sol taraftaki dört ayağı
cami mekânına serbestçe inecek şekilde düzenlemiş olduğudur.

Cami zemininin saf düzeni öyle gerektirdiği için enlemesine
genişleyen bir iç mekân kurgusu oluşturmak ve zeminle
kubbenin biçim karşıtlıklarını gizlemeden çözümleme
girişimi, Selimiye'nin mimarî tasarımının temel meselesidir.

Sinan'ın Selimiye'yi tek
merkezî kubbeden ibaret bir yapı yapma tutkusuyla
tasarladığı doğru olsaydı, serbestçe zeminden kubbeye
yükselen diğer dört ayağı da mihrap ve giriş duvarlarında
yaptığı gibi yan cephe duvarları ile bütünleştirmesi
gerekirdi.

Şehrin dört yönünden
görülebilen Selimiye Camii kubbesi, köşe tromplarıyla
zeminin kare planına bağlanmıştır. Sekiz destek ayağı ile
kubbeye yaslanan destekleme sistemi, giriş cephesinde giriş
aksının iki yanında kadınlar mahfeli alanı içerisinde,
mihrap cephesinde yarım kubbeyle örtülü mihrap nişi yan
duvarlarıyla oluşturulmuş, her iki yan cephede ayakları
serbest bırakacak şekilde dışa itilen duvarla enlemesine
genişleyen zeminde dikdörtgen plana ulaşılmıştır.


İki yan cephede yer alan dört
destek ayağının içine yerleştirilen merdivenlerle kadınlar
mahfeli ve hünkâr mahfeline ulaşılan yapının zemin seviyesi
yan sahınların da Şehzade ve Süleymaniye camilerinde olduğu
gibi iç zemin hizasında dış dünyaya açık iki son cemaat yeri
oluşturulmuştur

|
|
|
|
|

Camiye giren müminler muhteşem kubbe-yi ve mihrabı, büyük
ayakları, yarım kubbeleri ve kadınlar mahfelini taşıyan
narin sütunların üzerindeki narin kemerlerin altından cami
sınırlarının ötesine uzanan sonsuzluğu fark eder.

Alışılmışın aksine, büyük
kubbenin tam altina yerleştirilmiş alçak, yaygın müezzin
mahfelinin iki yanindan mihraba ilerleyip saf tutmak
isteyenler, mekânın sağ ve sola doğru genişlemesini görür ve
zarif bir şekilde uygun istikametlerdeki boşluklara
yöneltilirler.



Bu çözümle, hem cami içinde yerini kararlaştırma zorluğu
aşılmış, hem de insanların büyük kubbe ile onun koruduğu
alanı dört yöndeki pencerelerle sonsuz mekâna bağlayan
ortamın tadına varmaları sağlanmiştir


Müezzin mahfeli, kürsüsü ve bugün örneği kalmamış olan
Kur'an rahlelerinin küçük ölçüleri değerlendirilerek tesis
edilen nisbîlik sistemiyle cami ve insanın yüceltilmesi
amaçlanmıştır. Allah karşısında dünyayı muhafaza ve
güzelleştirme sorumluluğunu yüklenen ve yalnızca Allah'a
güvenip inanan insanın bu ölçü düzeni içinde yüceldiğini
hissederek camideki yerini alması, mimarinin farklı ölçek ve
nitelikteki unsurlarının birlikteliği ile
gerçekleştirilmiştir.

Cami ana kitlesi beş seviyede yer alan bir
strüktürler-konstrüksiyonlar bütünlüğü ile destek
sistemlerinden oluşmaktadır. Bunlar sırasıyla, kubbe
seviyesi, tromplar veya sekiz köşeli kaide seviyesi, mihrap
yarım kubbesi ve cami kare plan seviyesi, cami dikdörtgen
planı, kadınlar mahfeli ve hünkar mahfeli, enlemesine
genişlemiş dikdörtgen plan seviyesi ve zemin kat dikdörtgen
plan seviyesidir.

Cami mekânının enine genişleyen dikdörtgen zemini üzerinde
saşar halinde yerleşerek ibadet eden insanların oluşturduğu
düzlemi caminin muhteşem boşluğu örter. Dört ayak, mihrap ve
giriş cephesi duvarlarıyla bütünleşirken, girişin sağ ve sol
tarafında ikişerden dört ayak da zemine serbestçe oturur. Bu
sekiz ayakla taşınan ve bütünleşen destekleme sistemlerinin
meydana getirdiği sekiz köşeli tamburun dört köşesindeki
dört adet yarım kubbe (dört tromp), hem kubbeyi taşıyan
sekiz köşeli kubbe kaidesini oluşturur, hem de sekiz köşeli
kubbe
 

Müezzinler mahfeli kasnağını
taşıyan kare planın ortaya çıkmasını sağlar. Bu kare plandan
dikdörtgen plana, caminin sağ ve sol tarafında yer alan
kadınlar mahfeliyle geçilmektedir. Büyük merkezî kubbenin
dairevî zemininden sekiz köşeli kaideye geçiş ise portallar
da de görülen belirgin keskinlikteki geometrik
nitelikleriyle immaterielleştirilmiş mukarnas stalaktit
tezyinatın geniş, sakin uygulamasıyla sağlanmiştir.


Kubbe kasnağını oluşturan 40 adet pencerenin vücuda
getirdiği boşluğun üzerine oturan büyük kubbenin immateriel
ifadesi, pencere dizisi ve altindaki mukarnaslarla devam
ettirilir. Sekiz köşeli kubbe kaidesinin dört köşesindeki
trompların ve destek sistemlerinin arasında aynı büyüklükte
renkli ve beyaz taş dizileriyle oluşan dört büyük kemer yer
almaktadır. Bu dört cephede kemerlerin altindaki boşlukta
yer alan iki sıra pencereyle cami iç mekânı sonsuz mekânla
bütünleştirilmiştir.

Caminin mimarisinin
oluşmasında büyük kemerler, büyük kubbe ve sekiz ayak kadar
önemlidir. Süleymaniye'de kubbe çapı kadar açıklığı geçen
dört kemere karşılık, Selimiye'de sekizgen kubbe kaidesinin
bir kenarına eş açıklığı geçen bu kemerler, yapının teknik
ve mimarî çözümlemesinin temel taşını teşkil eder. Bu
kemerlerden tromplar seviyesinde eş ölçüde dört adet, cami
planının dörtgene dönüştüğü mihrap yarım kubbesi seviyesinde
ise Selimiye mimarisinin oluşmasında özel bir yeri olan bu
büyük kemerlerin sekizi iki yan cephede, ikisi mihrap
cephesinde yer almaktadır.

İnsanî ölçülerde ve zarafet duygusuyla gerçekleştirilmiş
olan Selimiye Camii dış kabuğu, kadınlar mahfeli seviyesinin
üzerinde sekiz destek sistemiyle bölünmüştür. Şehzade ve
Süleymaniye camilerinde görülmeyen bu taşıma ve destekleme
sistemi Selimiye mimarisine farklı bir özellik kazandırır.
Bu sisteminin sekiz birimi arasında üst seviyede dört tromp
ve dört büyük kemer, alt seviyede ise yan cephelerde üçer
kemer, mihrap cephesinde mihrabın iki yanında da iki büyük
kemer yer almaktadır. Böylece özellikle iki yan cephede iki
destek sistemi arasında yer alan üst üste konulmuş iki büyük
kemer Selimiye ile Mağlova Kemeri arasındaki ilişkinin
varlığına işaret eder.

Caminin mimarisini belirleyen önemli bir diğer unsur da fil
ayaklarıyla birleşerek merkezî kubbeyi taşıyan destekleme
sistemidir. Kubbe kasnağının sekiz köşesinde yer alan sekiz
fil ayağının her birine yerleştirilen sekiz destek sistemine
ilaveten, köşe tromplarından gelen itme gücünü binanın dört
köşesine yerleştirilmiş dört minarenin sağladığı destek
karşılamaktadır. Sekiz adet dış destekleme sistemini önemli
kılan husus, Selimiye'nin giriş ve iki yan cephesinde,
mihrap yarım kubbesi seviyesinde yapı taşıma sisteminin dışa
doğru genişletilmiş olmasıdır.
Yapının statiği açısından
önemli olan bu genişlemenin mimarî açıdan önemli bir sonucu,
planın enlemesine genişlemesini sağlamaktır. Ancak daha da
önemlisi, sekiz köşeli kubbe kasnağı veya tromplar
seviyesindeki dört adet büyük kemerin şakulî düzlemine göre
bir alt seviyede duvarın dışa doğru itilmesi sonunda iki yan
cephede yer alan dörderden sekiz büyük kemerin yapı iç
hacminden uzanması ve bu hacmi dışa doğru genişleten sekiz
adet tonozun oluşmasıdır. İki yan cephede mekânı yanlara
doğru tonozla genişleten ve tonoz biçiminin getirdiği
yönelişle mimarinin genişleme ifadesini güçlendiren bu
çözüm, cami mekânının sağ ve solundaki dört fil ayağı ile
destekleme sisteminin güçlendirilmesini de sağlamaktadır.
Mihrap cephesinde yapı dış kabuğunun genişletilip
güçlendirilmesine ilaveten güçlü bir duvarla çevrilip
mihrabın iki yanındaki fil ayaklarını da destekleyen bir
yarım kubbeyle oluşturulmuş mihrap nişi de bu cepheyi
desteklemektedir.

Cami giriş cephesinde yan cephelerde yer alan tonozlar
köşelerde devam ettirilirken, mihrap nişi karşısındaki iki
fil ayağını birbirine bağlayan büyük kemerin oluşturduğu
tonozun altı, giriş kapısını ve kadınlar mahfeline çıkan
merdivenlerin kapılarını da içine alan bir giriş boşluğu
oluşturur. Bu noktadaki iki fil ayağının son cemaat avlusu
cephesinde yer alan duvarla bütünleşmesi, cepheyi
desteklemektedir. Ancak iki yan cephede yer alan kadınlar
mahfeline, zemine kadar inen destekleme ayaklarının içine
yerleştirilmiş merdivenlerle ulaşılması da, bu iki cephede
destekleme sisteminin tasarımında statik, mimarî ve
fonksiyonel çözümlerin büyük bir başarıyla
bütünleştirildiğini gösterir. Destek sistemi, kubbe
pencereleri seviyesine kadar yükseldikten sonra sivri armudî
kubbe kule örtüleri tamamlanır.

Şehzade'de ve Süleymaniye'de olduğu gibi, yapının zemin kat
seviyesinde, her üç cephede derin bir gölgelik ve boşluk
ifadesi sağlayan direklikler bulunmaktadır. Bu direkliklerin
üzerindeki katta yer alan kadınlar kısmı ve hünkâr mahfeli,
göz seviyesindeki bir pencere dizisi ve bu pencerelerin
üzerindeki sivri armudî kemerlerden oluşan bir tepe pencere
dizisinin fil gözlerinden süzülen bol ışıkla aydınlanır
Süleymaniye'nin iki büyük kemerinin (kemer-i kübrâ)
altındaki boşluğu taşıyan üç kemerin ve iki büyük sütunun
merkezî alanda daha yüksek bir ışık gücü ile fark edilmesini
sağlayan çözümlemeye karşılık, Selimiye'de kadınlar
mahfelini caminin orta mekânından ayıran revakların
üzerindeki büyük kemerin pencereli dolgu duvarından giren
kırılmış ışığa ilaveten, iç mekânda dağılmış loş ışık da
mahfelin sütunkemer düzenini ayrıca belirginleştirmektedir.
Bu çözümleme, caminin zemin ve kadınlar mahfeli seviyelerini
belirleyerek yaşanan iki seviye arasında manevî bir bağ
kurmaktadır.
Caminin üst yapısında büyük merkezî kubbe, kubbe destek
kuleleri, tromplar (yarım kubbeler) ve büyük kemerler yer
almaktadır. Daha alt seviyede ise mihrap nişini örten yarım
kubbeyle yukarıdan aşağı doğru devam eden taşıma destek
sistemi arasında, köşelerdeki taşıyıcılara basan büyük
kemerler (ki bu kemerler yapının kadınlar mahfelinin teşkil
ettiği kaidenin üstünde mimarinin tezyinî kimliğini
vurgular) kubbe destek ve taşıma sistemleriyle birlikte cami
üst yapısının dış cidarını oluşturmaktadır.
Kadınlar mahfelinin dar ve uzun ufkî cephesi üzerinde
pencere dizileriyle tezyin edilmiş cami kaidesini oluşturan
kitle, caminin üst yapısının yüksekliğine göre ancak üçte
bir oranındadır.
İstanbul Sultan Selim Camii'nin son büyük örneğini teşkil
ettiği kübik kaide üzerine oturan kubbeyle oluşan ilk dönem
çözümlemesinde, kubbeyi taşıyan, kare planlı duvarlarla
oluşturulmuş kaide strüktürünün yarısı kadar olan kubbe
yüksekliğinin, biçimi ve sembolik anlamıyla caminin en
önemli unsuru olan kubbenin mimarî etkinliğini
sınırladığına, Sinan'ın bunun için Üsküdar Mihrimah, Şehzade
ve Süleymaniye'de kubbelerin etkinliğini artırmaya
çalıştığına daha önce temas etmiştik.
Selimiye'de bir kubbeler, kemerler ve destekler sistemi
haline dönüşen üst yapı, kadınlar mahfeli hizasında yerden
kopartılarak havada asılı duran bir tezyinî immateriel düzen
içinde gerçekleştirilmiş ve kübik kaideyi bütüne göre
yükseklik açısından önemsizleştirmiştir.
Sinan, Selimiye'de kaideyi, her üç cephede yukarıdan aşağıya
doğru alçalarak gelen destek sistemlerinin dışa doğru
gelişen ayaklarıyla bölmek suretiyle daha az etkili hale
getirmiştir. Böylece duvar ifadesinden arındırılmış taşıyıcı
ve destek sistemi ve bu destek sisteminin unsurları,
maddîlikleri ve ölçüleriyle mimarinin çeşitli ölçeklerde
kümülatif ve tezyinî karakterini oluşturmuştur.
Mağlova Kemeri, eğimli destek ayaklarıyla bu destek ayakları
arasında üst üste yer alan iki büyük kemerden oluşan bir
yapıdır. Bu kemerin destek elemanlarının eğimli yüzeyleri,
Selimiye'de, kubbe kaidesinden dışa doğru genişleyerek
eğimle alçalan destek kemerlerinin üst sat-hında ve mihrap
yarım kubbesi seviyesinde genişletilerek tekrarlanmıştır. Bu
eğimli satıhlar, kubbe ile kubbe pencereleri ve köşe destek
kuleleri seviyesinde tromplar ve eğimli destekler
seviyesinde, en altta da mihrap yarım kubbesi ve kare plan
seviyesinde olmak üzere üç bölgede ikişer defa
gerçekleştirilmiştir. Buna ilaveten kubbe köşe kulelerinin
dik eğimli külahlarında da tekrar edilmesi, Selimiye'nin
eğimli dış satıhlar mimarisinin belirgin bir özelliği olarak
iki eser (Mağlova Kemeri ve Selimiye) arasındaki akrabalığı
gösterir.
Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii ve Süleymaniye Camii
cephelerinde destek ayakları arasındaki kemerin altındaki
pencerelerden oluşan satıh ile Selimiye'de ayaklar
arasındaki kemerin koruduğu pencerelerden oluşan satıh
birbirine benzer niteliktedir. Ancak Süleymaniye'de büyük
kemerin altındaki pencere duvarının kemere göre açık ve
kararlı geri çekilişinin bu kemere kazandırdığı
etkileyicilikten Selimiye'de kaçınılmış olması, kemer ve
pencerelerin destek ayakları arasındaki konstrüktif
gerçekliği gizlemeden, bu unsurlara belirgin bir tezyinî
karakter ve zarafet kazandırır.
|
|
|
|
|

Kubbenin sekiz köşesindeki destek kulelerinin her ikisinin
arasında dört pencere ve kubbe etek çizgisinin üstünde, her
iki pencere arasında ayağın yukarı doğru bir uzantısı olan
kubbe destekleri ve bütün bunlara bağlı olarak düzenlenen
kubbe kurşun kaplama derzlerinin zarif tezyinîliği dikkat
çekicidir. Kubbe destek kulelerinin hemen altında eğimli
olarak alçalan istinad kemeri üst sathının, köşe
tromplarının, mihrap yarim kubbesinin, ayni seviyedeki
meyilli destek ayaklarının üst satıhlarının ve son cemaat
yerini örten iri, şişkin kubbelerin kurşun kaplamaları,
bunlara ilaveten medrese ve darülkurra dershaneleriyle
medrese odalarının farklı seviyelerdeki kubbelerinin,
arastanın, kitaplığın, sıbyan mektebinin büyük
kubbelerindeki kurşun kaplamaların gri rengi, taşın bal
rengiyle birlikte Selimiye'de mimariyi belirleyen
özelliklerden biridir. Madenle renkli taşın, yapının büyük
ölçüsüyle pencerelerin fil gözlerinin küçüklüğü arasındaki
karşıtlık ve mimarinin çeşitli unsurlarının beraberliği,
Selimiye'nin ornamentalistik düzenini oluşturan diğer
özellikler arasında sayılabilir. Kubbelerin eğimli ve düşey
satıhları madenle hem korunup hem tezyin edilirken, taşla
madenin karşıt tabiatları bir araya getirilmiştir;
kemerlerin renkli ve beyaz taş dizileri, madenin katlanma
çizgileri ve pencerelerin fil gözlerinin küçük noktalarıyla
da Sinan'ın başka hiçbir eserinde erişilmemiş bir güzellik
doğmuştur.

Kurşun kaplamaların kubbeler ve destek kulelerinin küresel
ve eğimli satıhları üzerinden zarif ek çizgileriyle sarkarak
dik, yatay, eğimli ve küresel satıhları örterek
oluşturdukları saf ve okunaklı biçimlerin madenî örtüye
kazandırdığı ifade, mimarî duyarlılıkların gelişme sürecinin
sonucudur.
Caminin sağ ve sol iki yan cephesinde destek ayaklarının
zemine kadar inen destek kulesi, zeminde birer niş ve
kadınlar mahfeli seviyesine çıkan merdiven boşluğunu
aydınlatan iki pencere ile boşaltılmıştır. Bu da Sinan'ın
bütün üst yapıyı immaterielleşmiş bir kaide üzerinde oturtma
kararının bir devamıdır.
Yarım kubbeler, destek kulelerinin külahları, destek
kemerleri, kemerler ve son cemaat yeri kubbeleri bir koruma
ifadesi içindedirler. Kemer dış satıhlarının güçlü taş
çerçevesi, narin delikler halinde oluşturulmuş pencere
satıhlarının farklı, ancak tutarlı bir iç yapıyla
ferdiyetleri belirginleştirilmiş küçük unsurlarının tezyinî
çoğulluğu içlerinde barındırırlar. Merkezî kubbenin manevî
sonsuzluk sembolü niteliğini güçlendiren gayrimaddî tezyinî
karakterdeki kurşun kaplama dokusu, bu hareketli, değişken
birleşimin tümünü sükûnet ve zarafetle örter.

Cami içinde sekiz fil ayağının mihrap kubbesi kaidesine
kadar şişkin ve oyuk, şakulî kanal ve çubuklarla
profillenmesi gibi, minareler de Türk üçgenleriyle oluşan
kaidelerinin üst seviyesinden itibaren aynı şişkin çubuklar
ve oyuk, yuvarlak kanallarla minare külahına kadar ve her
şerefenin altında düz bir satıh bırakarak bir örgü motifiyle
birbirine bağlanacak şekilde profillendirilmiştir.
İçeride fil ayaklarının zeminden mihrap kubbesi kaidesine
kadar olan kısmının muhtemelen kalem işleriyle süslenmiş
olan bu profillerle immateriel hale getirilmesi, kadınlar
mahfeli seviyesine kadar yükselen mihrap çinileri,
pencereler ve zemin katın iki cephesinde üçlü kemersütun
gruplarının meydana getirdiği gölgeli boşluklardaki
immateriel ifadeyle bütünleştirme iradesinin gereğidir.

Dış cephede ise minare kaideleri, destekler sisteminin
birimleri olarak köşelerde maddîliği ile açık bir biçimde
yer alırken, minareler o noktadan itibaren yapı kitlesinin
küçük immateriel unsurlar bütünlüğünün devamını teşkil eder.
Kemerlerin ve yarım kubbelerin yukarıdan aşağıya doğru
koruma ifadelerine karşılık, aşağıdan yukarıya doğru
belirgin ve güçlü bir hareketle yükselen dört minare,
immateriel mukarnas stalaktit tezyinatın yukarı doğru
genişleyerek oluşturduğu kaide üzerinde göklere bakan
şerefeleri taşımaktadır.
Selimiye'de diğer Osmanlı camilerinde olduğu gibi caminin
ayrılmaz parçası olan son cemaat yeri, Süleymaniye'de olduğu
gibi, özel bir şekilde çözümlenmiştir.
Edirne Bayezid Külliyesi Camii, İstanbul Bayezid Camii ve
İstanbul Sultan Selim Camii'nde son cemaat avluları dört
cephede de eş yükseklikte sütunlarca taşınan eş
yükseklikteki kemerlerin oluşturduğu revaklarla çevrilidir.
Giriş kapılarının bulunduğu noktalarda, kapı aksının iki
yanındaki sütunların aralığı artırılarak daha geniş ve
yüksek bir kemer ve bu kemerin üzerinde revak saçak
seviyesini aşan bir kitabe ve çeşitli süsleme unsurlarının
oluşturduğu yükselti, girişi belirlemektedir.

Topkapı Kara Ahmet Paşa,
Edirnekapı Mihrimah Sultan ve Zal Mahmud Paşa cami avluları
Topkapı Kara Ahmet Paşa, Edirnekapı Mihrimah Sultan ve Zal
Mahmud Paşa camilerinde son cemaat avlusu aynı zamanda
medrese avlusu olarak tasarlanmıştır. Bunun için medrese
avlusunun mütevazi ölçülü revakları ile caminin ölçü
düzenine bağlı olarak tasarlanmış son cemaat yeri
revaklarının farklı ölçülerinin birbirine nasıl bağlanacağı
sorusu ortaya çıkmıştı.

Sinan'ın şehzade Camii son cemaat avlusunda, İstanbul
Bayezid Camii'ne benzer şekilde avlu kapısı üzerindeki
kubbeyi yükselterek girişi vurgulamakla yetindiğini
görüyoruz. Süleymaniye'de ise son cemaat yeri revaklarıyla
ilgili olarak daha karmaşık meseleleri çözmek durumunda
kalmıştır. Son cemaat avlusu cümle kapısının yüksek ve geniş
ölçüsü sebebiyle portalin bulunduğu yörede, avlu cephesinde
revakları kademelendirme zaruretine cevap vermek isteyen
Sinan, caminin son cemaat yerinden görünüşünü düzenlemek
için bir sütuna iki seviyeden kemer bindirme tekniğini ve
avlunun camiye yönelik cephesinde ise yüksek sütun-kemer
dizisini kullanmıştır. Bu dizinin, avlunun iki yanındaki
daha alçak olan revaklarla birleştirilmesini sağlamak
amacıyla tekrar tek sütuna iki farklı seviyeden iki kemeri
bastıran Sinan, bir sütunun kaidesiyle sütun başlığı
arasında mutlak saf bir biçim olarak ele alınmasını kural
sayan yaygın organik ve Püriten düşünceyi paylaşmadığını
göstermiştir. Sinan'ın bu köşeye sütun yerine bir ayak
yerleştirmemiş olması, Rönesans'ın antikiteden tevarüs
ettiği değerlere rağbet etmediğini göstermektedir.
Son cemaat yerinin cami kitlesine bağlı bölümünün cami ana
kitlesi için uygun olacak bir biçimde çözümlemenin Sinan
için önemli olduğu anlaşılıyor. Böylece bu cephenin yüksek
sütuna basan kemerine göre, yan revakların alçak sütunlarına
basan kemerlerin köşede birleştikleri noktada bu iki farklı
kemer üzengisini sütunun farklı seviyelerine yerleştirmesini
de tâli bir problem olarak değerlendirmek gerekiyor.
Selimiye'de son cemaat avlusunun cami cephesi, bu bakımdan
özel bir şekilde düzenlenmiştir. Merkezî kubbeyi taşıyan
caminin son cemaat avlusu tarafındaki iki fil ayağının
destekleme sistemi, bu cephedeki revakların tasarımını
belirler. Diğer iki yan cephede olduğu gibi caminin bu
cephesinde de, fil ayağı ve destek sisteminin destek
ayaklarının içine zemin seviyesinde üzeri mukarnaslarla
örtülü iki küçük niş yerleştirilmiştir. Bu cephede Sinan,
destekleme ayaklarının karşısına birbirine yakın iki sütun
yerleştirmiş, simetrik iki çift sütunun arasındaki küçük
açıklığı farklı, yukarıyı işaret eden sivri armudî
kemerlerle, yan revaklarla armudî kemerlerin arasındaki üç
açıklığı ise narin, şişkin sivri kemerlerle örtmüştür. İki
çift sütun ortasındaki yüksek ifadeli sivri kemerin
üzerinde, silmenin yükseltilmesi suretiyle elde edilen ve
iki kitabeyi taşıyan sathın belirginleştirdiği giriş aksını
güçlü şişkin dilimli bir sivri kubbe örter.
Orta aksın sivri kubbesiyle yükseltilmiş kaidesinin girişi
belirleyen haline karşılık, cephenin iki yan ucundaki ve
çift sütunlarla yan revaklar arasındaki açıklıklar, orta
kemerden daha geniş olan iki yan kemerin alt boşluklarının
büyük ölçüsüyle belirginleşir; bu açıklıkların üzerini
belirsiz ve alçak kaideler üzerine oturtulmuş geniş, yayvan
iki kubbe örtmektedir.
Son cemaat avlusunun camiye giriş cephe-sindeki bu
düzenlemeyle vücuda getirilen boşluklar, kemerler, kubbeler
arasındaki ölçü ve biçim farklarının oluşturduğu gizli
hareket son derecede gelişmiş bir biçim duyarlığının
ürünü-dür. Üsküdar Mihrimah Sultan Camii'nin hare-ket
meseleleri burada daha büyük bir duyarlılık ve zenginlikle
gündeme getirilmiştir.
Yukarıda temas ettiğimiz gibi, Süleymaniye'de son cemaat
yerinin dört köşesinde yer alan minareler, avluyu belirleyen
köşe taşları olarak yapının uzunlamasına birbirini takip
eden bölümlerden oluşması yönündeki temel düşüncenin
tamamlayıcılarıdır. Merasim kapısından ilerlendiğinde, büyük
portal geçilerek ulaşılan son cemaat avlusunun kendisine has
şahsiyete sahip bir alan olarak düzenlenmesi tabii bir
tercihtir ve bunu desteklemek amacıyla yüksek sütunlar
üzerinde güçlü profillerle belirlenmiş kemerlerin etkili
şakulî ifadesiyle oluşan avlu mimarisi, caminin ufkî olarak
dengeli ve sakin bir şekilde genişlemesini sağlıyordu.

İnegöl İshak Paşa Külliyesi'nde cami ve medresenin
birbirinden ayrı çözük yerleşme ve ilişki biçimini
yoğunlaştırarak devam ettiren Süleymaniye, birbirine eklenen
uzunlamasına bir bütünlük oluşturur. Buna karşılık
Selimiye'nin şehrin her yerinden görüleceği göz önünde
tutulmuş ve merkezî konumunu vurgulamak için cami köşelerine
dört minare yerleştirilmiştir. Enlemesine genişleyen bir
plan üzerine büyük merkezî kubbeyi inşa etmek şeklindeki
aslî tercihe bağlı olarak oluşan genel mimarî karakteri, son
cemaat yerinin daha az önemli bir yapı kısmı olarak ele
alınmasına yol açmıştır.
Süleymaniye'nin uzunlamasına gelişen mimarisi için Sinan'ın
gerekli gördüğü şakulî etkiye sahip avlu mimarisi yerine,
Selimiye'nin avlusunda Şehzade ve Mihrimah Sultan camileri
avlularının zarif, narin elemanlarla oluşturulmuş sakin
mimarî düzenlemesinin tercih edilmesi, birbirine
uzunlamasına eklenen bölümlerden oluşma gibi bir meselenin
bu eserlerde mevcut bulunmamasından kaynaklanıyordu.

Selimiye'de merasim girişinden itibaren son cemaat yerinin
camiyi gizlemeyecek şekilde alçak bir kısım olarak
tasarlanmış olmasi, buradan caminin etkili bir mimarî ile
görülmesini sağlayan isabetli bir karardır. Edirne Bayezid
Camii son cemaat avlusundaki giriş ve yan cephe revaklarının
üst düzeye erişmiş zarafet, sükûnet ve zühd ifadesini,
Selimiye'de mimarinin dinamik, zengin söylemini daha da
güçlendirecek şekilde tekrar eden Mimar Sinan, bu
tercihiyle, ölçü nisbîliği ve biçim ifade ilişkilerini de
mimarideki aslî amaca yönelik olarak maharetle
düzenleyebildiğini göstermiştir.

Son cemaat avlusu cami girişinin üzerindeki dilimli sivri
kubbenin yüksekliği, son cemaat avlusu saçak yüksekliğinin
bir katıdır. Bunun yanında, geniş aralıklı alçak sütunların
taşıdığı geniş, sivri kemerlerden oluşan revakların
üzerindeki iri kubbelerin örttüğü son cemaat yeri, gerek
avlu içinden, gerekse dışından Selimiye'nin zengin biçimler
dokusunu yüceltmektedir. Avlu duvarı yüzeyi Şehzade'den
farklı olarak sade bir biçimde, her aksta ikişer alt ve üst
pencere takımıyla dışa açılmıştır; buna karşılık, son cemaat
yerinin dış cephesi şakulî ve ufkî profillerin vücuda
getirdiği derin çerçevelerle, cami kitlesinin diğer
unsurlarıyla ölçü bakımından rekabet edemeyecek küçük
parçalara ayrıl-mı§ ve bağımsız ferdiyetleriyle
belirginleşen mimarî unsurların ölçü düzenine katılacak
şekilde düzenlenmiştir.
Son cemaat avlusunun iri kubbelerinin kurşun kaplamaları,
cami mimarisinin madentaş ilişkisine hakim olan tavrının
devamı olarak mimaride kurşun kaplamaların etkin yerini
belirleyecek bir düzeni yansıtmaktadır.
Cami dış avlusu, geçmişte örneği pek az olan ve dikine küçük
aralıklarla yerleştirilmiş taş ayaklar üzerlerindeki
harpuşta taşlarıyla birbirine bağlanarak vücuda
getirilmiştir. Bu duvar, önünde duran insana hakim ufkî
çizgisiyle Edirne peyzajının ufuk çizgisinde Eski Camii ve
Üç Şerefeli Camii'nin minare ve kubbelerini şehir dokusu
üzerinden görme imkânı verir; başka herhangi bir duvar
türünde gerçekleşemeyecek bir ölçüde yan yana aralıklar
bırakarak her biri ayrı şahsiyetler halinde uzayıp giden taş
dizilerinin kümülatif bir yapısı vardir.


Merasim kapısı, her iki ayak arasinda Edirne'nin farklı bir
köşesini çerçeveleyen bu duvarın kuzeybatısındadır.
Kuzeydoğu cephesinde Edirne'nin bugün sadece bir tanesinin
harabesi kalmış olan küçük ölçüleri ve narinliği ile
Selimiye'nin yüceliğine yücelik katan evlerin üzerinde yer
aldığı bir sokak vardır; harim bahçesi kapısı bu sokağa
açılır. Güneybatı cephesinde ise cami ile arastayı bağlayan
bir diğer kapı yer almaktadır.
Harim duvarı ve bu duvar boyunca cami mihrap aksına paralel
uzayıp giden ve meyil farkı dolayısıyla 5 metre kadar daha
düşük bir seviyeye yerleştirilmiş olan arasta, medrese,
darülkurra kitleleri ve harim avlusu çevre duvarı, camiye
dışarıdan yaklaşanların, onun zeminle ilişkisini görmelerini
önleyerek dikkatlerini yukarıdan aşağıya doğru gelişen
transandantal düzene yöneltir, bu düzenin mimarî
unsurlarının additif kümülatif tezyinîliğindeki benzersiz
güzellikle ilgilenmelerini sağlar.
Caminin kıble duvarının iki köşesinde ve kare planlı,
revaklı avluların iki dış cephesinde, odaların bulunduğu bir
küçük medrese binası ile bir darülkurra yer almaktadır.
Kuzeydoğudaki sokağın kuzey ucundaki hamam, külliyeyi
tamamlayan önemli tesislerden biriydi. Medrese, darülkurra
ve arasta, Selimiye'yi çevreleyerek mimarisini tamamlamak
açısından özel öneme sahip yapılardır. Medrese ve darülkurra,
cami harim avlusuna bakan pencereli alçak duvarı ve duvarın
ortasında yer alan zarif, yük-sek kapılarıyla dış avlu
duvarının ufkî ifadesini güçlendirmektedir.

Kare planlı medrese ve darülkurra yapılarını oluşturan
odaların iri kubbe dizileri, çatı örtüsünden herhangi bir
şekilde ayrılmaksızın revak silmelerine kadar inen az
meyilli çatıyla birleşmekte ve avlu etrafını çevreleyen
kalın, alçak taş ayakların üzerindeki baklavalı sütun
başlıklarına basan armudî kemerlerin meydana getirdiği
revakların arkalarındaki odaları örtmektedir. Her iki
yapının iki dış cephesini çeviren, tuğla duvar tekniği ile
yapılmış cepheyi oluşturan odalar dizisine karşılık, camiye
yönelik diğer iki cephede süveli pencereler yer almakta,
avlular ise sivri armudî kemerli revaklardan oluşmaktadır.
İki avlu da, caminin manevî ve fikrî hayatını idame
ettirecek olan medresede ve darülkurrada yetişecek din
adamları tarafından kullanılacağına göre, her iki avludan
caminin görünüşüne özel bir önem verilmesi tabiî idi. Bu iki
avluyu caminin yan cephelerinde zemin hizasında çeviren
revakların mihrap cephesinde, minarelerin Türk üçgenli
kaidelerinin üst hizasına kadar yükselen duvar içindeki
sivri armudî kemerli nişler, mimarinin üst yapısını teşkil
eden kemer ve kubbelerin yukarıdan aşağıya koruyucu
ifadelerine rağmen, karşıt biçim ifadelerini değerlendirme
ve kullanma hususundaki şuurlu kararlılığın etkili bir
sonucudur.
Medrese ve darülkurra yapılarının avlu akslarına
yerleştirilmiş büyük dershane kubbeleri, hazirenin iki
yaninda iki belirleyici unsur olarak vücuda getirilmiştir.
Medrese ve darülkurra'nın cami pencerelerine göre daha küçük
tasarlanan pencereleri, taş ve tuğla dizileriyle oluşan
duvarlarının ufkî ifadesi, arasta, sibyan mektebi,
kütüphane, darülkurra ve medrese kubbelerinin ileri bir
güzellik seviyesine ulaştırılmış kurşun kaplamaları, önemli
mimarî un-surlar olarak Selimiye'ye anlam ve ifade
zenginliği kazandırırlar.
Cami 1950'lere kadar Edirne ev mimarisinin küçük ölçülü
müstesna güzellikteki örnekleriyle çevrili bulunuyordu. O
tarihlerde Selimiye'yi kıble istikametinden huşu ve
hayranlık içinde seyretmeye imkân veren bu evlerin
çevrelediği küçük meydanın bir yanında küçük bir mescid yer
alır, diğer yanından o tarihte büyük kısmı harap olan arasta
kapısına varılırdı. Üç şerefeli Camii ve Sokullu Mehmet Paşa
Hamamı civarında Selimiye'nin cümle kapısının önünden
geçilip dar bir yoldan inilen vadinin ilerisindeki tepeye,
Muradiye Camii'ne, bu yolun çeşitli noktalarından yokuşu
inerek karşı kıyıdaki Bayezid Külliyesi ve Sarayiçi'ne
ulaşılırdı.
Selimiye, Ayşe Kadın Camii'nin yakınında Mimar Mehmet Ağa
tarafından inşa edilmiş olan Ekmekçizade Kervansarayı'nın
frontonlu cephesi önünde yer alan küçük meydanda insanların
karşısına ansızın çıkıyordu.

Selimiye'nin mimarisi, yuvarlak sivri kemerlerle sivri
armudî kemerlerin, düşey duvarlarla eğimli minare
kaidelerinin üçgen satıhlarının, minarelerin şişkin
çubukları ve aralarındaki oyuk alanlarla yan yana dizilmiş
unsurlarının dairevî düzen içinde bağlanarak oluşturduğu
düşey bir ifadeye sahiptir; fakat destek sistemlerinin
eğimli satıhlarının, kubbelerin yukarıdan aşağı doğru
gelişen küreselliklerinin çeşitliliği içinde beliren bu
ifade, özde kararlı bir dik duruşu temsil etmektedir.

Oyuk ve şişkin biçimlerin karşıt ifadeleri, fil ayaklarının
kaidelerinde ve mihrabın mimarisinde etkileyici bir unsur
olarak yer alır. Kökeni köşe trompları olan ve dolayısıyla
kavisli şekiller geleneğinden gelen mukarnasların keskin
köşeli biçimlere dönüşmüş hali de, 16. asır sonunda
ulaşılmış şekiller dünyasının karşıt unsurlarla kazandığı
zenginliğin bir kanıtıdır.

Sinan'ın birbirine takılan mimarî birimler bütünlüğü olarak
tasarladığı Selimiye'nin mimarisi Şehzade Camii ile
karşılaştırılırsa şöyle bir sonuca varılabilir: Şehzade'nin
mimarisinde belirleyici olan, tam ve dört yarım kubbenin,
fil ayaklarının, tezyinatın ve taşıyıcı sistemin caminin dış
kabuğu içine gizlenmiş halidir. Selimiye'de ise taşıyan,
destekleyen mimarî unsurların üstlendiği teknik fonksiyonun
gerçeklerine uygun dik, kavisli, düz veya meyilli biçimler,
bu biçimlerdeki dinamik bütünlüğün ve yalınlığın verdiği
vakar ifadesi, bu ifadeyle birleşen tezyinîlik, bütün
unsurların karşıtlıkları, uyumları ve ferdiyetlerini koruyup
sürdürmeleri, tasavvufî hallerin yansımalarının bir
bütünlüğüdür. Selimiye'nin mimarisinin bu özellikleri, dış
ve içte aynı benzerlik ve mükemmeliyetle karşımıza
çıkmaktadır. Ulaşılan bu mükemmellik Sinan'ın şehzade
Camii'ni çıraklık, Selimiye'yi ise ustalık eseri olarak
zikretmesinin ardındaki gerçekliğin de açıklamasını
oluşturmaktadır.
Caminin içinin en belirgin ve üzerinde durulması zaruri olan
mimarî özelliği, muhteşem kubbeyle onu taşıyan büyük kemer
ve ayaklar sisteminin devâsâ ölçüleri yanında, yan
sahınlarla bu yan sahınlar içinde kadınlar ve hünkâr
mahfelinin müstesna bir zarafete sahip narin bir mimarî ile
yer alması, aynı ölçü ve ifade karşıtlığının müezzin
mahfelinin vaiz kürsüsü gibi unsurların küçük ölçüleriyle de
belirginleşmesi, özetle, yapının ölçü ve biçim ifadelerinin
karşıtlıklarıyla yüceltilmesidir.
Selimiye'nin dış biçim ve malzeme dokusunda taş, renkli taş
ve madenin (kurşun) bir arada kullanılmasıyla vücuda gelen
çeşitlilik ve zenginliği, yapının içinde de mermer ve
benzeri sert taşlarla imal edilmiş narin, kes-kin ve mücella
sütunların, kemerlerin ve bu kemer dizilerinin alinliklannda
veya mihrap nişinde, mihrap çevresinde ve iki yan duvarda
yer alan çinilerin parlak renklerinin beyaz zemin üzerinde
olabilecek en sert, belirgin malzeme ve renk ifadeleri
Selimiye'de ve pek çok eserinde Sinan'ın mimarisine yeni
boyutlar ilave eden çözümlemelerdir. Ancak bu tamamlayıcı
bezemelerin günümüze pek az örneğinin ulaşabilmesi ise son
derece üzücüdür.


Parlak beyaz zemin sathı üzerinde parlak renklerle oluşan
sakin şoral tezyinatın, renkli taş sütunların taşıdığı
renkli mermer kemerlerin alinlıklarinda yer alışlarını,
altın kaplı bronz sütun kaideleri ve sütun başlığı madenî
çevrelerinin beraberliğini tamamlayan renkli camlan, renkli
fenerlerle oluşan çok renklilik ve çeşitlilik içindeki
bütünlüğü bugün sadece hayal edebiliyoruz. Bu çevre içinde
sedef kakmalı künde-kâri vaiz kürsüsü, ahşap kündekâri
kapılar, Osmanlı camilerindeki minberlerin en güzeli olarak
bilinen minber ve bugün ancak küçük parçaları elde kalmış
olan muhteşem hahlar, 16. asrın değerli sanat eserleri
olarak camiyi tamamlamaktadir.

Cami inşaatının bitime yaklaştığı aylarda Sinan'ın şehir
siluetini tamamlamak üzere Edirne'de 10-15 konak inşası,
ayrıca cami yöresine dikilmek üzere Edirne'den temin edilen
300 bin gül fidanina ilaveten nadide Istanbul güllerinden
200 bin kök satın alınması için padişahtan izin alındığı ve
her sabah saşar arasina güller dizildiği gerçeği, esere
gösterilen itina ile çevre bilincinin yüksek düzeyi hakkında
bizlere ışık tutmaktadir.

Selimiye Cami yapılmadan önce
yer tespitinden sonra yer sahiplerinden ters mizaçlı laleci
baba bir dönümlük lale bahçesini vermek istememiş. Sinan'ın
tatlı dili ve peygamberimizin olayı sonrasında laleci baba
bir şartla yerini vermiş. Camii'nin duvarlarından birine
lale resmi konmasını istemiş. Ve ücretini de almadan yerini
vermiş. Sinan laleci baba'nın tersliğini de Müezzin
mahfiline ters lale işlemek süretiyle bu durumu burda
bizlere göstermiştir. Koca Mimar dehasını bir
kez daha bizlere sunuyor.


|
|
Eklenme Tarihi: 2008/06/24 - 18:05 / Ekleyen: Mimar Sinan Webmaster
|