Süleymaniye'den sonra, Selimiye'nin inşaatının başladığı
1568 yılına kadar Sinan'ın vücuda getirdiği camilerin
önemlilerinden biri, Rüstem Paşa Camii'dir. Bu cami,
Süleymaniye Külliyesi'nin bulunduğu yamaçların Haliç'e
vardığı yoğun ve hareketli Eminönü çarşı bölgesinde, altında
dükkânların yer aldığı yükseltilmiş bir teras üzerine
oturtulmuş, merkezî kubbe özel bir önem verilerek sekizgen
kaide üzerine yerleştirildiği için çevreden görülebilen bir
odak noktası niteliğini kazanmıştır.


Cami, inşa edildiğinde kıyıdan ve nispeten daha alçak olan
Haliç sahil surlarından çok uzakta değildi. Haliç'ten ve
Galata'dan Istanbul'a bakanlar için su seviyesinden 8 metre
yükseklikteki zemin üzerinde, 6 metre yükseklikteki
platforma oturan Rüstem Paşa Camii'nin, 16. asırda mevcut
bulunan sahil surlarıyla hanların kubbe ve tonozlarının
üzerinden görünüşü, İstanbul'u taçlandıran Süleymaniye'ye
yeni bir zemin ve bir odak noktası oluşturarak katılıyor,
böylece şehrin âbideler siluetini tamamlıyordu.

Cami bu özellikleriyle Sinan'ın çevre ve mimarî ilişkisine
atfettiği önemi bir kez daha gözler önüne sermektedir. Son
cemaat yerinin bulunduğu teras seviyesine, terasın iki
köşesindeki merdivenlerle çıkılır. Son cemaat yeri, iki sıra
sütunun taşıdığı bir saçakla örtülü olup bu geniş saçak ve
terasın çevre duvarı, son cemaat yerini batı güneşinin
olumsuz etkisinden korur ve son cemaat yerine çıkanların
önüne, civardaki hanların kubbe ve tonozları üzerinden
Süleymaniye'ye, Haliç'e ve Galata'ya doğru geniş bir ufuk
açar.

Camiye son cemaat yerinin stalaktitli sütun
başlıklarının taşıdığı revakların ortasındaki cümle
kapısından girilir. Bu kapı Üsküdar Mihrimah Sultan
Camii'nde olduğu gibi, camiden çıkanlara günlük hayatın
gürültülü seviyesinin üzerinde, geniş son cemaat yeri
saçağının altından zengin bir panorama sunar.

Cami ana kubbesi, sekiz ayak ve dört köşedeki yarım
kubbelerin oluşturduğu sekizgen kaide üzerinde yer alır.
Köşe yarım kubbeleriyle kare plandan kubbe kaidesine
geçilmektedir. Yapının dış mimarisinde önemli bir yere sahip
olan sekiz köşeli kubbe kaidesinin zemin katta oluşturduğu
kare plan ise iki yan cepheye eklenen kadinlar mahfeliyle
enlemesine genişletilmiştir.

Kemerler, caminin enlemesine dikdörtgen planı içine
yerleştirilen dört büyük ayak, ayrıca mihrap ve giriş
cephelerinde, duvar üzerinde oluşturulmuş dört ayak olmak
üzere toplam sekiz ayak tarafından taşınır. Kubbenin bu
kemerlerin üst seviyesindeki köşe trompları vasıtasıyla kare
plandan sekiz köşeli kaideye geçilir; köşe trompları
arasında yapının dört cephesinde alt tarafı pencerelerle
boşaltılmış sivri kemerler, kubbeyi taşıyan sekiz köşeli
kaidenin dört cephesinden caminin içini aydınlatmaktadır.

Kubbe, sekiz köşenin her birinde bir destek kemeriyle
desteklenir. Köşe tromplarını oluşturan yarım kubbelerin
desteklediği merkezî kubbeyi taşıyan sekiz köşeli kaideye
gelen yükler, büyük cüsseli dört ayakla ve kalınlaştırılmış
cephe duvarlarıyla karşılanmıştır.

Rüstem Paşa Camii'nin merkezî kubbeyi taşıyacak sekiz ayak,
köşe trompları ve sekiz köşeli kubbe kaidesinin dikdörtgen
bir plan içine oturtulması şeklindeki çözüm, Sinan'ın bu
yapısıyla ilk defa gündeme gelmiştir. Rüstem Paşa Camii, bu
açıdan bakıldığında Edirne Sultan Selim Camii'ne bir
hazırlık ve Sinan'ın çözümleme girişiminin geleceğini
hazırlayan bir eser olarak özel öneme sahiptir.

Rüstem Paşa Camii'nin kubbe, tromplar ve kemer sistemiyle
oluşan yüksek sekiz köşeli kaidesi, farklı seviyelerdeki
büyük kemerlerlerin açıklıklarının boşluklarından ışık
alarak İznik çinilerinin büyüleyici güzelliklerini
barındıran iç mekânı aydınlanır.

Caminin iç duvarlarını, dört büyük sekiz köşeli payenin
üzerinde yer alan kemerlerin üzengi satıhları ile köşe yarım
kubbelerinin kaidesine kadar kaplayan İznik çinileri,
yapının yüklerini taşıyan bu unsurları ve kemerler arasında
kalan alanları da kaplayarak tezyin etmektedir. Büyük
taşıyıcı duvar ve paye gibi unsurlar, tamamen immateriel,
renkli ve parıldayan bir satıh oluşturan bu çini
kaplamaların arkasında, her biri için gerekli ölçülere sahip
olarak durur.

Bütün Orta Asya ve
İran kerpiç-tuğla yapılarında, taşıyıcı duvar ve ayakların,
kubbe, kemer gibi inşaî unsurların dış yüzlerini tezyin eden
çiniler, yapının insanla temas eden cephesini teşkil eder.
Rüstem Paşa Camii'nde ise ayak, kemer vs. gibi teknik
unsurların maddî varlıklarıyla mimarinin strüktürel
çözümlemesi gizlenmeden, parlak renklerle şoral motişer ve
soyut geometrik çini tezyinatı, mimarinin insana temas eden
dış sathını oluşturur.

Ayasofya'nın mozaiklerle kaplı satıhları ile Rüstem Paşa
Camii çini kaplamalarının ortak immateriellikleri bakımından
benzerlik varsa da bu benzerlik sınırlıdır ve üzerinde
durulması gereken bir varlık telakkisi farkını içermektedir.
Rüstem Paşa Camii çinilerle kaplanmış, cilalanmış, yuvarlak
sütunlar, payeler, duvarlar, kemer, tonoz ve kubbelerden
oluşmaktadır.

Ayasofya'da ise yapının belli bir seviyeden
yukarısı altın zeminli mozaiklerle kaplanmıştır; burada
duvarı birbirinden ayıran ve yapının maddî varlık alanına
ait teknik unsurların şahsiyetlerini belirgin bir şekilde
örterek gizleyen bir sanat iradesinin hakimiyeti söz
konusudur.
Yapının maddî varlık alanına ait bütün unsurlarının,
şahsiyetleri tadil edilmeden mimariyi oluşturmaları, Osmanlı
mimarlığının değişmez bir ilkesidir.

Rüstem Paşa Camii'nde de
mimarinin varlığını insanla bir arada sürdüreceği gerçeği
unutulmamıştır. Yapıların teknik unsurlarının insanın ruhî
ve manevî varlık alanlarındaki problemlerine cevap verecek
şekilde bezemeler ve çinilerle kaplanması Osmanlı sanat
iradesinin ürünüdür.

Bu eserler belirli bir uzaklıktan, çini veya kalem işi
tezyinat, kumaş dokusu gibi sık tezyinî unsurların
kıpırdanan, farklılaşan yapılarının bütünlüğünü oluşturur;
daha yakınlarına gelindiğinde her unsurun belirgin
sınırlarıyla bağımsız varlıklar olduğu kadar, içinde yer
aldıkları bütünlükle beraber yücelik ve zarafet şeklindeki
tezyinî niteliği taşıdıkları görülür.

Bursa Yeşil Camii'nin dershane odası tavanındaki devâsâ
ölçülü Rumî yaprak motifi, Rüstem Paşa çinilerinde defalarca
küçültülmüş olarak, biçim özelliğinden gelen âbidevîlik ve
tezyinîlikten zerrece bir şey kaybetmeksizin yer alır. Bir
küçük kâinat modeli gibi tasarlanmış çini tezyinat, içerdiği
güzellikleri derinlemesine keşfedecek insanlara kendini
sunmakla yetinir.

