
Sinan'ın aynı tarihlerde
inşa ettiği son derece önemli eserlerinden biri de, büyük
tahribata maruz kalmış olan Piyale Paşa Camii'dir.

Piyale Paşa Camii başlığı altında üzerinde durulacak ilk
soru, bu eserin Sinan'a ait olup olmadığıdır. Sinan'ın
hayatı ve eserleri hakkında şair ve nakkaş dostu Sai
Çelebi'ye yazdırdığı üç risaleden ilki olan
Tuhfetü'lMimârîn'de yer alan Piyale Paşa Camii'nin, daha
sonra yazılan Tezkiretü'l-Ebniye ve Tezkiretü'l-Bünyân adlı
iki metinde yer almaması, bu eserin Sinan'a ait olmadığı
düşüncesini doğurmuştur.

Selimiye Camii'nin tamamlanmasına
bir yıl kala Piyale Paşa için tasarlanan bu caminin mimarî
özelliklerine bakılarak Sinan'a ait olup olmadığı hâlâ
tartışılmaktadır.
Piyale Paşa Camii, Haliç'ten 400 metre kadar içeriye uzanan
ve Kaptan-ı Derya Piyale Paşa'nın cami için gerekli
malzemeyi deniz yoluyla daha kolay taşımak için açtırdığı
söylenen kanalın bitiminde, Kasımpaşa Vadisi'ni Doğu ve
Batıdan saran tepelerin arasında yer almaktadır. Caminin
Kuzeybatısındaki yamaçlarda gelişenyeni mahalleye hizmet
vermek üzere inşa edildiği bilinmektedir.

Piyale Paşa Camii, Haliç kıyısındaki Azap-kapı Sokullu
Mehmet Paşa, Eyüp Zal Mahmud Paşa ve Beşiktaş Sinan Paşa
Camileri ile yer açısından benzerdir. Aynı dönemde Azapkapı
Sokullu Mehmet Paşa Camii'nin planimetrik yapısında
Selimiye'den hareketle vücuda getirilmiş çözümlemenin
benzeri Piyale Paşa'da da uygulanmıştır. Bilindiği gibi, ilk
defa Selimiye Camii'nin giriş ve iki yan cephesinde, köşe
trompları altındaki seviyede taşıyıcı ayakların dışa doğru
genişlemesiyle oluşan açıklıklar tonozla örtülmüştür. Bu
tercihin Piyale Paşa Camii'nde yapının belirgin unsuru
olarak dört cephesinde kullanılması, iki eser arasında güçlü
bir bağ teşkil etmektedir. Selimiye'deki tonozların
Piyale Paşa'da muhteşem pencereli sivri kemerlerle dış
cepheye yansımasını öngören, atılımcı ve yeni ufuklara
korkusuzca açılabilen tasarımcı Sinan'dan başkası olamaz.

Sinan, Zal Mahmud Paşa ve Azapkapı Sokullu Mehmet Paşa
camilerinde Selimiye'den hareketle yapi unsurlarının daha da
ileri götürülmüş bağımsızlıklarını gerçekleştirmiş, duvarı
ve duvar sathını aynen koruma iradesiyle pencerelerin
tezyinî diyagramatik düzenini deniz cephesini teşkil edecek
şekilde kullanmıştır. Piyale Paşa Camii'nin kıble duvarı,
yan cephelerle kıyaslanamayacak şekilde güçlü, meyilli
ayaklarla desteklenmiştir. Ayakların arasındaki ve yan
cephedekilerden daha ince bu duvarlar üzerinde, her aksta
üst üste bir çift oluşturan üç pencere yer alırken, bunların
üzerindeki tonozların alınlıkları yan yana sivri kemerli beş
pencere ve üç yuvarlak tepe penceresi ile boşaltılarak dışa
açılmıştır.

Şehzade, Süleymaniye ve Selimiye'de yapının iki yan
cephesinde zemin ve kadınlar mahfeli seviyesinde yer alan
dış revaklarla oluşturulmuş son cemaat yerleri, Piyale Paşa
Camii'nde giriş cephesiyle bütünleşerek yapının üç cephesini
sarmaktadır.

Azapkapı'da tamamen kapalı ve üst seviyedeki son cemaat
yerine iki uçtan yukarı çıkılarak, camiye yanlardaki iki
kapıdan girilmesi, cami mimarisi için yeni bir yaklaşım
olarak inanç biçimi değişimine tekabül eder. Ancak bu
çözümün gene de fonksiyonel bir değerlendirmenin sonucu
olarak yorumlanması mümkündür. Piyale Paşa Camii'nde bu
türden hiçbir etken olmadan mihrap aksındaki ananevî giriş
kapısı iptal edilerek camiye iki yan kapıdan girilmesi,
Sinan'ın aynı tarihlerde vücuda getirdiği iki eserinin
müşterek bir özelliğidir. Müezzin mahfelinin mihrap aksında
ve giriş cephesi üzerine yerleştirilmiş olması, her iki
eserin ortak özelliği iken, minarenin benzeri olmayan bir
şekilde giriş cephesinin merkezine ve müezzin mahfelinin
üzerine konumlandırılması, Sinan'ın her eseri kendine özgü
bir çözümleme olarak üretme iradesinin sonucudur.Her türlü
putlaştırmayı günah ve tehlike sayan İslâm'ın bu muhteşem
ikazının farkında olan Sinan'ın, Piyale Paşa Camii'nde
ortaya koyduğu çözüm, onun son eserlerinin en yüce
mesajıdır.

Sinan, Piyale Paşa Camii'nde ananevî pâyeli ve eşit ölçüde
kubbelerle örtülü enlemesine genişleyen cami mekânını yeni
bir ruh ve üslûp-la tekrar gündeme getirmiştir. Altı
kubbenin yalnızca cami mekânının orta yerindeki iki yuvarlak
sütunla taşınarak namaz sırasında imamı görmeyi zorlaştıran
iri pâyelerin yarattığı mahzurun aşılması da, Sinan'ın
pâyeli camiler geleneğine yeni bir katkısıdır.

Cami mekânı, mihrap ve giriş cephelerinde üçer olmak üzere
eş büyüklükte altı kubbeyle örtülmüş olup bu kubbeler ortada
iki muhteşem yüksek sütunun, iki yan cephede ise birer büyük
ayağın taşıdığı sivri kemerler üzerine oturmaktadır. Bu
kemerler dört cephede, cephe dı§ sathına doğru uzayarak
Selimiye'de olduğu gibi tonozlara dönüşmekte ve yan
sahinlarda camiyi dışa doğru genişleten kadınlar mahfelini,
giriş cephesinde kadınlar mahfelinin kapılarını ve müezzin
mahfelinin üzerini örterken, üç cephede kubbelerin dışa itme
etkisini karşılar. Mihrap cephesinde kubbelerin dışa
itme etkisinin, ikisi köşelerde kadınlar mahfeli
tonozlarını, ortada dört adet kubbenin oturduğu kemerleri
destekleyen ayaklar ve destek kuleleriyle karşılanmış
olması, bu cepheyi Süleymaniye mihrap cephesiyle akraba
kılmaktadır.

Piyale Paşa Camii'nin üç cephesini oluşturan son cemaat
yerinin alçak çatılı, geniş saçaklarla örtülü boşluklarına
karşılık, çok sayıda pencereyle iç mekânı dışa açan mihrap
cephesi duvarının destek ayaklarına Süleymaniye'de olduğu
gibi diziler halinde tezyinî ve güçlü bir koruma ve durdurma
ifadesi kazandırma yaklaşımı, tecrübenin yeni çözümlere
nasıl temel teşkil edebildiğini de gösterir.

Bu tavır, Sinan tarafından denenmiş, itibar edilen bir
mimarî yaklaşımın tek ve en iyi çözüm olarak
putlaştırılmasının nasıl önleneceğine dair bir örnek olmak
üzere insanlığa sunulmuş bulunmaktadır.
Sinan'ın kubbe kasnağına yerleştirilen pencerelerle cami iç
mekânını aydınlatma yolundaki çözümü Piyale Paşa Camii'nde
niçin terk ettiğini anlamak için de, varlığın yapısı
meselesini gündeme getiren İslâmî düşünce ve inanç
sisteminin değerlerinden hareket etmek gerekir. Kubbelerinin
ayrılmaz parçaları olan tonoz alınlarındaki ve mihrap
cephesindeki pencerelerin renkli camlarından süzülen zengin
ışık seliyle aydınlatılmasındaki güzellik, Piyale Paşa Camii
mimarisinin önemli ve başarılı bir öğesidir. Kubbe
kasnaklarının birbirine yakınlığı yüzünden
gerçekleştirilmesi mümkün olmayan kasnak pencerelerinden
vazgeçilmesi, kubbe ve kemerlerin immateriel küresel,
dairevî kavislerinin yarı loş ortamda oluşturduğu güzellik,
mihrap duvarının pencereli, renkli sathını güçlendirme
arzusunun bir sonucudur.

Piyale Paşa Camii'nin açıklanması zor olan bir yönü,
kadınlar mahfelinin caminin iki yan cephesinde saçak altında
çok geniş bir yarı açık alana sahip olması, aynı şekilde
zemin seviyesinde de son cemaat yerinin binayı giriş ve yan
cephelerinden saracak şekilde düzenlenmiş olmasıdır. Eyüp
Zal Mahmud Paşa Camii'nde kadınlar mahfelinin büyük
tutulmasının sebebi, Eyüp Sultan'ı ziyarete gelen kadın ve
erkek sayısının birbirine yakın olmasıdır; Piyale Paşa
Camii'nde bu çözümün hangi sebeplerle tercih edildiğini
bilmiyoruz.

Bugün caminin abdest alma yerleri mevcut bulunmamaktadır.
Cami giriş cephesi tarafında ana yapıya gayri muntazam gergi
çubuklarıyla bağlanmış baklavalı başlıklı sütunların binanın
özgün parçaları olmadığı anlaşılmaktadır. Yapının çevresinde
halen mevcut olmayan saçakların biçimlerini gösteren
çizimlerin, binanın 16. asırdaki mimarisine tekabül etmeyip
yakın tarihlerde yapılmış müdahalelerin ürünü olduğu,
serbest bir dizi halinde duran sütunların Kılıç Ali Paşa
Camii'ne benzer şekilde abdest alma musluklarını örten
saçağı taşıdıkları ihtimal dahilindedir.

Yukarıdaki sebepler muvacehesinde Piyale Paşa Camii'nin aslî
özelliklerinin Sinan tarafından belirlendiği kuşkusuzdur.
Bursa Ulu Camii ve Edirne Eski Camii gibi 15. asır
camilerine hakim olan güç ifadesine yeni bir yorum getirmeyi
ve enlemesine genişleyen pâyeli cami tipolojisine yeni bir
ruh kazandırmayı Osmanlı Devleti'nin ulaştığı noktada
gerekli sayan Sinan'ın 30'dan fazla Akdeniz adasını
fethetmiş bir Kaptan-ı Derya'nın gücünü, yaptırdığı camide
temsil etmek istemesi tabiîdir. Şişkin kubbelerin ve
pandantiflerin cephelerde mimarî ifadenin belirgin bir
şekilde oluşumuna güçlü bir denge içinde katılması da
Sinan'ın mimarî mesajının ayrılmaz bir unsurudur. Kadınlar
mahfelini ve mahfelin dış saçaklarını taşıyan narin sütunlar
ile, zemin katın iri masif ayakları üzerinde yükselen sivri
kemerler, güçlülük ve narinlik gibi iki karşıt ifadenin
birarada varolmasını sağlar. Bu birliktelik neticesinde
farklı unsurlar birbirlerini yüceltirler.
