Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan adına 1542'de
inşaatına başlanan külliye, Üsküdar'ın önemli bir birimi
olarak cami, medrese, sıbyan mektebi, hamam, tabhane, imaret
ve handan oluşuyordu. Bugün külliyenin sadece cami ve
medresesi ayaktadır.


Cami son cemaat yerinden ilerlenerek medreseye girildiğinde,
karşıda büyük hacmi ve iri kubbesiyle dershane görülür.
Avlunun üç tarafında medrese odaları, giriş cephesinde ise
revaklar bulunmaktadır. Medrese, iç mekânıyla camiyi
çevreleyerek onunla bütünleşecek şekilde planlanmıştır.
Külliyenin inşa edildiği tarihte denize ne kadar yakın
olduğunu bilmiyoruz. Ancak 18. asır başında gerçekleştirilen
meydan çeşmesinin konumu, o tarihlerde caminin üzerinde yer
aldığı set ile deniz arasında bir miktar alan bulunduğunu
göstermektedir.

Caminin, medresenin uzun cephesine göre biraz dönük olarak
yerleştirilmiş olması, kaynağını İslâm'ın hareketli varlık
telakkisinden alan, dolayısıyla hareket halindeki insan
tarafından algılanacak bir mimarî oluşturma çabasının
ürünüdür. Bu yaklaşım, insanın edilgen bir seyirci olarak
kalmayıp hareketli olma halini yaşayarak hayatın parçası
olan sanatı üretmesini teşvik eden İslâm kültürünün bir
ürünüdür.

Hareket olgusu, Samarra Ulu Camii ve Edirne Üç şerefeli
Camii minarelerinin gövdelerinde burularak yükseliş şeklinde
ifade edilmişken, Mihrimah Sultan Camii'nde farklı bir
yaklaşım benimsenmiştir. Esere özel bir karakter kazandıran
merkezî kubbe, mihrap cephesi ve yan cephelerde yarım
kubbelerle, giriş cephesinde ise sadece taşıyıcı kalın bir
duvarla desteklenmiş; bu durumda kubbe kaidesi, bir kare
plandan denize doğru uzayan bir dikdörtgene dönüşmüştür.

Kubbe, bu dikdörtgenin ortasına değil, üç yarım kubbenin
akslarının birleştiği yere yerleştirilmiş, kubbe kaidesinin
yarım kubbeler arasındaki çıkıntılı iki köşe ayağı kare,
deniz cephesindeki iki ayak ise denize ilerlediği izlenimini
verecek şekilde dikdörtgen kesitli olarak inşa edilmiştir.
Bu kararlar, ana kitlenin denize doğru ilerleme ifadesini
güçlendirmeye yöneliktir.

Ayrıca bu dört köşe ayağı, aşağı
doğru genişlemektedir. Giriş cephesinde ancak dikkatle
bakıldığında görülecek kadar ileri çıkan iki ayak arasında
kubbeyi taşıyan büyük kemerin ve bu iki ayağın kaidesi ufkî
bir çizgi ile cephe sathından küçük bir seviye farkı yaparak
birleşirler.

Kubbenin merkezinden sabitlenmiş durağan ifadesine karşılık,
ön cephe ayaklarının bu şekilde ileri hareketlenen
biçimleri, caminin medrese tarafındaki minaresinin daha
kalın olması, ana kitlenin ileriye hareketlenen ifadesiyle
medresenin zemine bağlı ve dönük yapısının farklılığı, son
cemaat yerinin geniş saçağının koyu gölgesiyle oluşan boşluk
üzerinde zeminle yapı kitlesi arasındaki ilişkinin kopmasını
ve caminin boşlukta, kalın minare etrafında yönünü bulmak
için yamaca ve medreseye göre dönerek ilerleyen bir hareket
ifadesi kazanmasını
Sağlar.

Sinan, ana kitleyi kıble ve yan cephelerde destekleyen üç
yarım kubbenin ve yarım kubbeleri destekleyen küçük yarım
kubbelerin dış duvarla ilişkisine ait problemle, aynı
tarihte inşa ettiği şehzade Camii'nde de karşılaşmıştır.
Şehzade'de yarım kubbelerin geniş, yatay bir duvarla
taşınmasına karşılık, Üsküdar Mihrimah'ta taşıyıcı
duvarların dikey karakteri hakim kılınmıştır.

Ön cephesiyle
âdeta zemine basmadan havada duruyormuş gibi tasarlanan
yapıda, ince birleşim çizgileriyle zarif ve immateriel
nitelik kazandırılan kurşun kaplamalar, caminin yan ve
mihrap cephelerinde alt seviyelere ulaştırılır. Böylelikle
Sinan, Bayezid ve İstanbul Sultan Selim camilerinin iki aslî
elemanı olan kübik kaide ve kürevî kubbeye dayalı ikilemin,
yani bu elemanların aslî özelliklerinin karşıtlığına dayalı
çözümlemenin çekiciliği yerine, daha çok sayıda tektoniğin
karşıtlıklarını kullanarak yeni bir çözümlemeyi gündeme
getirmiştir.

Caminin üzerinde bulunduğu yer, mihrap aksında her iki yönde
de ayrı karakterdedir. Mihrap cephesi yamaca, giriş ise
denize bakar. Deniz cephesindeki kübik kubbe kaidesinin
dikdörtgen köşe ayaklarının arası bir büyük kemerle geçilmiş
ve içi pencerelerle boşaltılmıştır. Bu uygulama ve cami iç
mekânına iki sıralı direkliği örten geniş saçağın altından
bir ara giriş hacmi olmaksızın girilmesi, iç mekânla dış
mekânı ve denizi birleştirme kararının
sonucudur.

Medrese, arkasındaki ahşap konakların bahçeleri ve
ağaçlarıyla oluşturduğu yamaca bir kaide teşkil edecek
şekilde yerleştirilmiştir; buna karşılık cami, farklı
yönüyle de belirginleştirilmiş olarak yamacın alçalarak sona
erdiği noktada, vadi boşluğu üzerinde yükselir.
Külliye, caminin taş duvarlarının gri-beyazı, kubbelerin,
saçağın madeni grisi ve medrese duvarlarının pembemsi
derzleriyle, arka yamaçta geçici bir yapı malzemesi olan
ahşapla inşa edilmiş evlerin koyu kahverengi dokusu ve yeşil
ağaç örtüsünden ayrılıyordu. Ahşap yapıların insan ölçeğinde
ve caminin yakın çevresinde özellikle daha küçük ölçülerde
vücuda getirilmiş olması, külliyeye aslî ölçüsünü aşan nisbî
bir büyüklük kazandırıyordu.

Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi'nin güçlü çizgilerle
belirlenmiş yapısına karşılık, Mihrimah Sultan Külliyesi,
zengin hacimler bütünlüğünü koruyan kubbe ve yarım
kubbeleri, geniş saçakları, medresenin delikli pencereli ön
cephe duvarının arkasındaki avluyu koruyan sakin ifadesi,
duvar sathı üzerindeki pencerelerin dağılımı, küçük ve alçak
kubbeler dizisinin tezyinîliği ve narinliği ile tamamen
farklıdır. Dış sıradaki baklavalı sütun başlıkları üzerine
oturan armudî kemerlerin oluşturduğu revaklardan sonra,
ikinci sıradaki yüksek sütunlar üzerinde stalaktitli sütun
başlıklarının taşıdığı sivri kemerler geniş bir saçakla
örtülmüştür. Bu saçağın altından camiye girildiğinde,
merkezî kubbeyi sağdan ve soldan destekleyen yarım
kubbelerin mekâna kazandırdığı enine genişleme ifadesi ve
kubbenin etkileyici yüceliği ilk anda kolaylıkla fark
edilir. Mihrap kısmının da üçüncü yarım kubbeyle örtülmesi
yüce bir koruma ifadesini vurgulama amacına yöneliktir.
Giriş cephesinde yer alan büyük sivri kemerin altındaki uzun
pencerelerin armudî kemerlerle bitirilmiş olması, Mimar
Sinan'ın birbirinden farklı ifadelere sahip bu iki kemer
şeklini yapıların neresinde kullanmak gerektiğine dair, daha
o tarihte gelenekten gelen kesin bir kararlılık içinde
olduğunu gösterir. Aynı bilinçli tercih, baklavalı ve
stalaktit sütun başlıklarının kullanım yerlerinin
belirlenmesinde de etkili olmuştur.

Yapıya girilince orta ana kubbenin iki yan yarim kubbeyle
desteklenmesi ve mihrap cephesindeki yarım kubbeyle oluşan,
ortada, mihrap üzerinde ve iki yanda yer alan üç kubbenin o
seviyede meydana getirdiği eyvana dayalı iç mekân kurgusu,
Bursa dönemi ters ‘T' biçimli plan çözümüyle benzerdir.
Sinan'ın, Bursa dönemi cami plan tipini Üsküdar Mihrimah
Sultan Camii için uygun bulması son derecede ilginçtir.

Bu planda mihrap cephesi iç mekânın bitişini belirlerken,
giriş kapısı üzerindeki içi 7 adet pencere ile boşaltılmış
büyük kemerin vücuda getirildiği boşluk, giriş cephesinde
cami iç mekânını dışa bağlar. Büyük kemerin pencereleri,
ibadetini bitirerek camiden dışarıya çıkan müminlere dış
dünyanın varlığını haber verir. Kapıdan çıkışla birlikte
eşsiz Boğaz manzarası kuzeyden güneye, Sarayburnu'na kadar
Boğaziçi ve karşı kıyı, cami kapısını aşarak iki tarafa
doğru denize paralel genişleyen büyük saçağın güçlü ufkî
çizgisi ve koruyuculuğu altında göz önüne serilir.

Caminin üzerinde yer aldığı arazinin eğimli olması, Boğaz'a
bakan giriş cephesinde bir terasın vücuda getirilmesini
zorunlu kılmıştır. Caminin korunmasını sağlayan ve harim
duvarı vazifesini de gören bu set, inşa edildiği tarihlerde
muhtemelen camiye daha yakın olan denizi, İstanbul'un Avrupa
yakasının güneyden kuzeye hakim bir noktadan bütün
güzelliğiyle seyredilmesini sağlıyordu. Yapının aksında,
saçağın, kıpırdayarak uzayıp giden büyük su sathına, denize
doğru ilerleyen bölümünün altındaki şadırvan, hayatın
vazgeçilmez unsuru tatlı suyu yücelten bir yapıdadır.
şadırvan ve şehrin iki yakasını hem ayıran, hem de birbirine
bağlayan denizin birlikteliği; iki farklı suyu, benzerlik ve
karşıtlıklarıyla tanıma imkânını verir. Bu düzenleme,
Sinan'ın yalnız yapıları değil, yapılardan dünyaya nasıl
bakılması gerektiğini; mimariyi, biçim ifadelerini ve ifade
farklılıklarını dünyayı güzelleştirmek için bilinçle
kullandığını göstermektedir.

Sinan, Edirne Bayezid Camii son cemaat yerindeki alçak fakat
seyrek sütunlar üzerindeki şişkin ve basık kemerlerle oluşan
ferah ve sakin ifadeyi Şehzade Camii son cemaat yerinde elde
etmek üzere tekrarlamıştır. Üsküdar Mihrimah Sultan
Camii'nde ise ortaya koyduğu ilginç yeni çözümler yanında,
medrese çift kat pencerelerinin alt seviyede büyük, üst
seviyede ise Edirne Bayezid Camii son cemaat yeri
duvarlarının dış cephelerinde olduğu gibi, daha küçük, kilit
taşı noktasından göğe doğru incelerek boşluk oluşturan sivri
armudî kemerli tepe pencereleri, duvarın
immaterielleştirilmiş düz ufkî sathını zedelemeden tezyin
eden iki sira halinde yerleştirmiştir.
Bu iki ufkî pencere sırasının nihayetinde yer alan büyük
saçağının altında, ön sıradaki baklavalı sütun başlıklarının
üzerindeki armudî kemerlerin devamı saçağın koyu gölgesi
altında gizlenir. Saçağın üstünde yer alan ve kubbeyi
taşıyan kitlenin medreseye göre hafifçe dönük cephesinin
köşe ayakları arasını birbirine bağlayan şişkin büyük sivri
kemer, medrese kubbeleri seviyesini aşarak altındaki
pencerelerle bezenmiş boşluğu korumaktadır.

Kubbeler ve pencerelerle güçlendirilen yatay medrese
kitlesi, kendisinden yukarı seviyedeki caminin deniz
cephesini şeffaflaştıran büyük kemer ve iki minarenin
yükselen varlıklarıyla tamamlanırken, cami kitlesi bütünü
kurşunla kaplı büyük saçağın koyu gölgesinin üzerinde
zeminden bağımsızmışçasına yer almaktadır. Maddî varlık
âleminin unsurlarından oluşan biçimler bütünlüğüne, yer ile
ilişkisi kesilerek kazandırılan madde dışılık (immateriellik),
Sinan'ın bir mümin olarak onlarda tecelli eden ilahî
yansımayı görünür kılma arzusunun bir tezahürüdür

Üsküdar meydanındaki
İskele Camii diye bilinen Mihrimah Sultan Camii'ni, Kanunî
Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan, Mimar Sinan’a
yaptırdı. 2 yılda tamamlanan cami, eteklerini giymiş bir
hanım gibidir.

Caminin önündeki 3. Ahmet Meydan Çeşmesi ise caminin eteğine
iliştirilmiş bir pırlanta gibi, zerâfet ve estetiği
tamamlıyor.

Mihrimah Sultan’ın bir de Edirnekapı’da camii vardır. Bu iki
cami arasında akıllara ziyan muhteşem bir ilişki var.
İşte Mihrimah Sultan ve Mimâr Sinan’ın dehâsı: Senede 1
defâ, Güneş Edirnekapı Mihrimah Sultan Câmii’nin tek
minâresinin tam arkasından batarken, aynı anda Üsküdar
Mihrimâh Sultan Camii’nin iki minâresi arasından dolunay
doğuyor. Ve daha enteresanı, o gün Mihrimah Sultan’ın doğum
günüdür.

Mihrimah Sultan'a
saygılarımızla...
