Sinan'ın Süleymaniye ile Selimiye Külliyeleri arasında
meydana getirdiği eserlerden bugüne ulaşanların en
önemlilerinden biri, Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii'dir.
Cami, İstanbul kara surlarının Edirne çıkışının hemen
yanında yer alır.

Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii, yüksek kübik kaide
üzerinde yer alan bir kubbeden oluşmaktadır. Kaide, 4
cephesinde büyük kemerlerle geçilmiş, kemer altındaki ince
duvarlar o güne kadar benzeri görülmemiş ölçüde yoğun ve 3
sıra halinde armudî sivri kemerle biten pencerelerle
bezenmiştir. Cami içinin bir ışık seliyle dolmasını
sağlayan bu pencereli duvarların oluşturduğu aydınlık ve
renkli iç mekân, aynı pencerelerde dış dünya ile bütünleşir.

Ana kubbe dört köşede üstleri sivri kubbelerle örtülü dört
fil ayağı ile desteklenirken, dört büyük kemer fil
ayaklarıyla birleşerek taşıyıcı sistem içinde yerini alır.
Kubbeyi taşıyan dört büyük kemer ve altlarındaki pencereli
duvarın, Zal Mahmud Paşa Camii'ni hatırlatan, pencerelerden
ibaret büyük boşluk ifadesi, sağ ve sol tarafta iç mekânı
yan sahınlara bağlayan büyük, parlak, yuvarlak sütunlar
üzerindeki kemerler, bunları dış duvara bağlayan kemerlerin
duvarla bütünleşmiş sakin bîtaraşıkları, yan sahınlardaki
kadınlar mahfelinin son cemaat yerinin ölçü ve mimarî
özelliklerini sürdürerek belirginleşir.

Enlemesine bir dikdörtgen prizma üzerinde yükselen kübik
kubbe kaidesi, girişin sağ ve solunda dört porfir sütuna
basan üç kemer tarafından taşınırken, bu kemerlerin ve dış
duvar arasındaki alanı her iki yönde örten üç kubbenin dışa
doğru itme etkileri, dış cephede yer alan ayaklarla
karşılanır.

Sinan, bu camide, geleneksel cami mimarisinin yüksek kübik
kaide üzerine yerleştirilmiş kubbesini, Üsküdar Mihrimah
Camii'nin büyük cephe kemerini, Süleymaniye'nin iki yan
kemeriyle fil ayaklarını birlikte ve belirgin görevler
vererek kullanmıştır. Bu da onun tarihî birikimden ve şahsî
tecrübelerinden hareketle yeni çözümler üretme iradesini
yansıtmaktadır.
Cami için seçilen yer, yani Edirne yoluna açılan tarihî sur
kapısının yanı, öncelikle şehrin yüksek noktalarından biri
olduğu için tercih edilmiştir. Tarihî surların Haliç
kıyılarından başlayarak Marmara Denizi'ne kadar uzayan, sur
içi ile dışını birbirinden ayırmayı amaçlayan biçimi
karşısında, sura göre kübik kaidesi, kubbe ve minaresiyle
caminin yükselmesi ve köşe payeleri arasında içe çekik
pencereli duvar sathının davetkâr oyuk ifade içinde vücuda
getirilmesi, Sinan'ın bu çevreyi değerlendirmesinin bir
neticesi olmuştur.

Mihrimah Sultan Camii, son cemaat revaklarıyla bütünleşerek
enine genişliği ile etkili olan ferah avlunun üç yan
cephesinde medrese odalarıyla çevrilidir. Caminin yükselen
kitlesine karşılık, son cemaat yeri revakları, nisbeten
alçak sütunların üzerinde stalaktitlerle immateriel hale
getirilmiş sütun başlıklarının taşıdığı narin ve şişkin
yüksek kemerler üzerinde, neredeyse varlıkları belirsiz
sekiz köşeli kasnaklara oturan kubbelerden oluşmaktadır.

Revaklar, son cemaat yeri ve medrese avlusunu üç taraftan
çevrelemektedir. Revakları oluşturan mermer sütunların ve
geometrik baklavalı, biçimli sütun başlıklarının, sivri
kemerlerin keskin, zarif, narin ve gergin ifadeleri,
revakların özelliğini oluşturur. Revakları örten kubbelerin
kubbe kasnakları üzerine oturtulmayıp bu kez farklı olarak
saçakla bütünleşecek şekilde ve revakların keskin üst
profili hizasında alçalarak bitmeleri, bütün camide fark
edilen kadınsı biçim ifadeleri olarak Sinan'ın yaptığı aslî
tercihlerle bütünleşmektedir.

Medrese veya son cemaat avlusuna, son cemaat yeri ile sur
arasındaki yol cephesinde yer alan, asimetrik olarak
yerleştirilmiş iki kapıdan girilmektedir. Caminin üzerinde
oturduğu yüksek platforma göre aşağıda kalan iki yol
bulunmaktadır. Düşük seviyedeki bu iki yoldan ilerleyerek
camiye dik merdivenlerle son cemaat avlusuna girenler,
geniş, ferah, berrak ve zarif bir ortama ulaşırlar. Caminin
büyük merkezî kubbesi altında sağ ve sola genişleyen mekân,
aslî bezemeleri olmasa bile, mavi-beyaz bezeme birimlerinin
sık ve narin kıpırdanışlarıyla bir rüya ortamı niteliğini
taşır. Bütün aslî unsurlarıyla maddî zaruretlere göre
biçimlendirilmiş ve bu unsurlarda güzelliği ve yüceliği
okunan yapı, bezemelerle hayat dolu aydınlık bir âleme
dönüştürülmüştür.

Caminin sağ ve sol cephelerinde büyük kemerin pencereli
duvarını ve altındaki üç kemeri taşıyan büyük sütunlar yer
almaktadır. Kübik gövdenin iki yanında, cami mekânını zemin
seviyesinde enlemesine genişleten üç kubbeyle örtülü yan
sahınlarda ve giriş cephesinde zarif sütun ve kemerlerin
taşıdığı kadınlar mahfeli bulunmaktadır. Kadınlar mahfelinin
narinliği, dış cephenin köşelerindeki fil ayaklarının
arasında, büyük kemerin içe çekik hali, son cemaat yeri
sütun ve kemerlerinin keskin biçimleri, şişkin ve gergin
kubbeler, esere kadınsı bir ifade kazandırır.
Son cemaat yerinin iki yanından camiden çıkış yönünün aksine
dönerek ilerleyenler, şehri bu yüksek noktasından görerek iç
ve dışın bilincine aynı anda ulaşmanın oluşturduğu
güzellikler duygusunu; duyarlılık ve cesaretle vücuda
getirilmiş karşıtlıkların düzenli beraberliğini terk ederek,
geniş merdivenlerden iner ve şehri yeniden yaşamaya
başlarlar.

Mihrimah Sultan Camii son cemaat-medrese avlusu revakları ve
revak kubbeleri, bir mimarî biçimler bütünlüğü oluşturur.
Son cemaat yerini oluşturan mimarî elemanları Sinan'ın
mimarisinin önemli unsurları olmaları sebebiyle incelemek,
onun mimarî dilini anlamak için gereklidir.

Beyaz Marmara mermerinden yapılmış sütunların baklavalı
başlıkları üzerinde narin, geniş, sivri kemerler yer alır.
Revak saçak profiline değecek kadar yaklaşmaları bu
kemerlere, Sinan'ın diğer yapılarında erişilmemiş bir biçim
keskinliği, saflık ve temizlik ifadesi kazandırmıştır.
Roma kemeri, başlığın üzerini örten bir mimarî unsurdur.
Mihrimah Sultan Camii son cemaat avlusu kemerleri ise
geçilen açıklık üzerinde bütünlüğü olan bir mimarî biçim
olmaktan ziyade, aynı sütundan iki yöne yükselip sağ ve
soldaki sütunlardan gelen kemer kollarıyla kilit taşı
seviyesinde birleşen bir mimarî bütünlüktür ve bu
özellikleriyle büyük açıklıkları geçen Selçuklu köprü
kemerlerini hatırlatır. Bu düzenlemede baklavalı sütun
başlığı, sütunu kemer kollarına kesintisiz birleştirici bir
ifadeyle bağlar. Sütun başlığı, sütunun yuvarlak ve şişkin
biçimini, yarı geometrik baklavaların geometrik keskinliği
ise kemer çizgisindeki keskinliğin devamı olarak varlığını
sürdürür.
Sütunlarla kemer kollarını bütünleştiren baklavalı sütun
başlıkları ve mukarnaslar, özellikle stalaktitli sütun
başlıkları, sütunla kemer kaidesi arasında oyuklar ve
sarkıtlarla oluşan gölgeli ve parçalanmış biçimler meydana
getirir; bu biçimlerin immateriel ve hatta yokluğu temsil
eden görünüşü, sütunla kemeri âdeta birbirinden ayırır ve
bunları iki ayrı mimarî tektonik olarak bütünlüğün içine
yerleştirir. Yukarıda sözü edilen stalaktitli sütun
başlıklarından farklı olarak, zeminden yükselen ve kemer
kolusütun başlığısütun birlikteliğiyle oluşan biçimlerin
zarafeti, Mihrimah Sultan Camii medrese avlusu revakları
mimarisinin belirgin özelliğidir.

Mihrimah Sultan Camii merkezî kubbesini taşıyan 4 büyük
kemerin altındaki geniş boşluğu, birbirlerine yaslanmış
pencerelerin oluşturduğu bir duvar örter. Kare kubbe
kaidesinin köşelerinde her birinin üstü bir sivri kubbeyle
örtülü 4 şişkin ayağa göre içe çekilmiş bu pencereli satıh,
büyük kemerle kubbe arasında yer alan kademeli duvar,
Sinan'ın Süleymaniye çözümlemesindeki derin seziş ve
duyarlığının ürünü olup yeni bir kimlikle Mihrimah Sultan
Camii'ne aktarılmıştır.

Büyük kemer altındaki pencerelerin alçı cam dolguları,
Sinan'ın yalnızca Üsküdar Mihrimah Sultan Camii'nin deniz
cephesindeki duvar sathında olduğu gibi, pencerelerin
üzerinde yer aldığı satha ve bu sathı da taşıyıcı büyük
kemerin dış yüzüne iyice yaklaştırılmış bulunuyor. Böylece
dört fil ayağının arasında yer alan kemer ve altındaki
boşluğun, pencerelerin neredeyse hepsinin aynı satıh üzerine
yerleştirilmiş olması, yapıya, Edirne Bayezid Camii son
cemaat yeri dış cephe mimarisini hatırlatan bir iç dinamizm
ve zarafet ifadesi kazandırmaktadır.

Sinan'ın bu yapısına hakim olan biçim verme iradesinin
Edirne Bayezid Camii ile benzerliğini ortaya koyan bir diğer
husus da, minarenin kararlı bir biçimde caminin merkezî
kitlesinden uzakta ve kendi başına, yalnız yerleştirilmiş
olmasıdır. Mihrimah Sultan Camii, bu vasıflarıyla Sinan'ın
biçim dünyasındaki zenginliğin sınırsızlığını ortaya koyan
önemli eserlerinden biridir.
Caminin yakın bir tarihte vücuda getirilmiş olduğu bilinen
kalem işleri, neredeyse hiçbir Osmanlı camisinde benzeri
kalmamış bir bütünlük ifadesine sahiptir ve içeride de,
Sinan'ın cami mimarisinin iç dünyası hakkında aslına yakın
bir bilgi edinme ve bunu yaşama fırsatı vermektedir.
