
Sinan'ın, Selimiye
Camii'nin inşaatı devam ederken başladığı sanılan bir diğer
önemli eseri de Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'nın Azapkapı'da
kendi adına yaptırdığı camidir. Büyük vezir, İnebahtı'da
(1571) Osmanlı donanmasının uğradığı ağır kaybı gidermek
amacıyla Azapkapı-Kasımpaşa yöresindeki Haliç Tersanesi'ni
genişleterek bir yıl gibi kısa bir süre içinde 150 kadırga
inşa ettirdiği büyük hamle sırasında bu caminin inşaatını da
başlatmış olmalıdır.

Azapkapı Sokullu Mehmet Paşa Camii'nin yeri, tersaneye özel
bir önem kazandırmak, Galata'ya yerleşen yeni Müslüman
nüfusun cami ihtiyacını karşılamak, daha da önemlisi,
Haliç'in güney kıyısını tezyin eden âbideler dizisine karşı
kıyıdan küçük de olsa bir odak noktasıyla cevap vererek
dengeyi sağlamak amacıyla seçilmiştir. Bu tercih, Fatih
döneminde Murad Paşa, Davut Paşa, Koca Mustafa Paşa camileri
gibi eserlerle yarımadaya yapılan mimarî katkının devamı
olarak Sokullu Mehmet Paşa Camii'nin güneyde Marmara
kıyısında, Kadırga Limanı civarındaki yamaçlara inşa
edilmesiyle benzerlik taşır.

Sinan'ın Azapkapı Sokullu Mehmet Paşa Camii'ni takiben
Piyale Paşa, şemsi Paşa, Kılıç Ali Paşa, Molla Çelebi
camileri gibi hayatının son dönemine ait önemli dört eserini
kıyılarda inşa etmesi, Üsküdar'da Mihrimah Sultan,
Beşiktaş'ta Sinan Paşa camileriyle başlayan, Zal Mahmud Paşa
Camii ile devam eden tercihe bağlı olarak, 17. ve 18. asırda
yapılan Boğaziçi sahil saraylarının ve yalı mimarisiyle
gelişen su üstü hayatının ilk adımlarını teşkil etmektedir.

Sokullu Mehmet Paşa Camii, Selimiye ve Zal Mahmud Paşa
camileriyle önemli benzerlikler gösterir. Caminin merkezî
alanı, Selimiye'de olduğu gibi sekiz ayak tarafından taşınan
ve sekizgen bir kaide üzerine oturan bir kubbeyle örtülüdür.
Mihrap nişi de üzeri bir yarım kubbeyle örtülerek yapı ana
kütlesine eklenmiştir. Ancak Selimiye'nin giriş cephesindeki
iki fil ayağı cephe duvarıyla bütünleşirken, Azapkapı'da
giriş duvarı bu iki fil ayağını tamamen serbest bırakacak
şekilde -Zal Mahmud Paşa Camii'nde olduğu gibi- fil
ayaklarından köşe kub-belerinin çapı kadar
uzaklaştırılmıştır. Giriş cephesinde sekizgenin köşelerine
yerleştirilen yarım kubbeler ve tromplarla tamamlanan
merkezî alan, köşe ayaklarıyla okunaklı bir kare plana
dönüştürülmüştür. Merkezî kare plana sahip Zal Mahmud Paşa
Camii'nde olduğu gibi Azapkapı Sokullu Mehmet Paşa Camii'nde
de merkezî kare planın üç tarafının yan mekânlarla çevrili
olduğu görülmektedir.

Sinan'ın bu eserini Selimiye'den ayıran bir diğer fark,
Selimiye'de merkezî kubbe esas itibariyle dört köşe trompu
(yarım kubbe) ile desteklenirken, burada sekizgen kubbe
kaidesinin iki yan cephede ve girişte yarım kubbelerle
desteklenmiş olmasıdır.

Bu tercih, orta mekân genişliğine oranla yüksekliği
azaltarak gözü yatay bir mimarî oluşumuna yöneltir. Böylece
dikkat, kare planlı orta mekânın büyük kubbesi yerine,
yapının ufkî genişleme alanındaki mimarî aksta yoğunlaşır.
Bu bakış açısı çeşitli ve birbirinden farklı tedbirlerle de
desteklenmiştir. Sekiz fil ayağının arasındaki mesafe iki
yan cephede ve mihrap cephesinde diğer istikametteki
boşluklardan daha büyüktür. Bu tercih, merkezî alanın iki
yana genişleme ifadesini güçlendirmektedir.

Deniz seviyesine yakın bir noktada yer aldığını tahmin
ettiğimiz avlusundan geçilerek cami cephesinin iki ucundaki
iki kapıdan girildiğinde, alışılmışın aksine, kapalı bir
mekân olan son cemaat yerine Rüstem Paşa Camii'nde olduğu
gibi iki merdivenle çıkılmaktadır. Selimiye'de müezzin
mahfelinin yapının merkezine yerleştirildiğine, böylece
insanların safları iki yana yönelerek tutmalarının teşvik
edildiğine temas etmiştik. Sinan, ilk defa bu yapıda ortaya
koyduğu bir yaklaşımla Selimiye'deki çözümü daha çarpıcı bir
şekilde gündeme getirmiş ve mihrap aksına tek merkezî giriş
kapısı koymak yerine, giriş cephesinin iki yanına iki kapı
yerleştirmiştir.

Camiye mihrap karşısındaki merkezî bir aks
üzerinden girilmemiş olması merkezîliği önemseyen bir
tutumun eseri olamaz. Bu kararın, Sinan'ın yaşlanmış olması
sebebiyle acemi yardımcıları tarafından alınmış olduğu
şeklindeki yorumların geçersizliğini ortaya koyan husus,
böyle bir girişimin yardımcı mimarlar tarafından göze
alınamayacak kadar büyük ve cesur bir fikrin sonucu ve
sanatkârâne olmasıdır.

Sinan'ın cami girişiyle ilgili bu kararı, müezzinler
mahfelinin yerinden kaynaklanmaz. Şehzade'den itibaren büyük
eserlerinde kullandığı, camiyi algılayacak olanları
yönlendiren yan kapılar çözümlemesinin yeni bir
uygulamasıdır. Yan kapılardan camiye girildiğinde cami
mekânında kubbe, giriş ve mihraptan oluşan merkezî aks ve
merkezî kubbe bütünlüğü erir ve ilgi, merkezî kubbenin ve
yan sahınlara ait strüktürel elemanların köşelerdeki
hareketli gruplaşmalarında odaklanır. Sinan bu yapıda
kubbeyi dokunulabilir hissini uyandıracak kadar zemine yakın
bir seviyeye yerleştirmek suretiyle ilginin, kubbeyi taşıyan
ve destekleyen payeler, kemerler, yarım kubbeler, köşe
kubbeleri ve yapının dört köşesinde yoğunlaşan mimarî
elemanlar üzerinde yoğunlaşmasını sağlamış, ayrıca yan
sahınların merkezî bölgesinde, boşluğun yanlara doğru
genişlemesiyle iç ve dış ilişkisini güçlendirmek istemiştir.

Kubbeyi taşıyan sekiz fil ayağının eş aralıklarla
yerleştirilmeyip özellikle sekizgenin iki yan cephelerde fil
ayakları arasındaki mesafenin daha büyük olması, mihrap
karşısında müezzin mahfelinin bulunduğu yerde ise bu
mesafenin daha kısa tutulmuş olması, Sinan'ın ayrıntı gibi
gözüken bu hususları özel bir ilgiyle ele alarak ayrıntı
içindeki realiteye atfettiği önemi ortaya koymaktadır.
Yukarıda Azapkapı Sokullu Mehmet Paşa Camii'nin Zal Mahmud
Paşa Camii ile önemli benzerlikleri olduğuna işaret
etmiştik. Bu iki eseri birbirine yaklaştıran önemli husus,
yapının kubbe ve kubbeyi taşıyan, destekleyen kısımlarıyla
kabuğunu oluşturan dış duvarın yapı bütünlüğü içinde
birbirinden ayrı mimarî elemanlar olarak yer almış
olmalarıdır.
Cami merkezinin dört köşesindeki dört kubbenin köşe
duvarları haricinde, özellikle merkezî kubbeyi iki yan
sahında destekleyen yarım kubbelerin üzerine oturduğu
kemerler, dış cepheyi oluşturan pencereli duvara ulaşmaz.
Kubbe ve yarım kubbeler sistemine yalnız kadınlar mahfeli
döşemesiyle temas eden bağımsız pencereli duvar, iç mekânın
sonsuz dış mekânla bağlantısını kurar. Yapı, Zal Mahmud
Paşa'da olduğu gibi, strüktürel elemanların boşluklarını
kullanmak yerine, sonsuz mekânın iç mekânla irtibatını
pencereli bir dış duvarla sağlar.

16. asrın ikinci yarısında Melâmilik, insanın yalnız
kendisine karşı sorumlu olduğu şeklindeki inancı savunarak
yaygınlaşmış, giderek bir anarşist toplum hareketine
dönüşmüş ve bunun üzerine merkezî idare tarafından sert
şekilde bastırılmıştır. Bu dönemde Sinan'ın, tasavvufun
temel inançlarından olan "ferdiyetin yüceliği" kavramından
hareket ederek bağımsız mimarî birimlerin bir bütünü nasıl
oluşturabileceklerini gündeme getiren çözümlemesi, bu
gelişmelerden ve o günlerin dinî, tasavvufî ve siyasî
tartışmalarından ayrı düşünülemeyecek bir olgudur ve belki
de bu tartışmaların bir yansımasıdır.
Dış duvarın üç katlı pencereler düzeni, iç taşıyıcı sistemin
dış duvara küçük çıkıntılarla yansıtılması, Edirne II.
Bayezid Camii'nin sade, saf satıhlar mimarisini hatırlatır.
Fakat duvarın yeni bir yorumla bütüne bağlanışı, Sinan'ın
araştırarak büyük adımlarla ilerleyen, her anın geleceğe
açılmak için sunduğu imkânları fetheden cengâver
şahsiyetinin bir ürünüdür.

Sinan'ın ustalık devri
eseri olan Edirne Selimiye Camii'nden sonra yapılan Unkapanı
Köprüsü ayağındaki Azapkapı Sokollu Mehmet Paşa Camii'nin
içine girin. 8 sütunuyla kubbesiyle Selimiyeye ne kadar
benzediğini göreceksiniz
